Türkiye İşçi Partisi'nin Kuruluşunun 60. Yılında, Yayımlanmasının 43. Yılında "Demokratikleşme İçin Plan 78-82"
Bağımsızlık, Demokrasi, Sosyalizm Çizgisinin Güncel Hedefleri, Politik ve Toplumsal Demokratikleşmenin Ekonomik Dayanakları
Türkiye İşçi Partisi’nin yapmış olduğu Demokratikleşme İçin Plan 1978-1982 Behice Boran’ın sözleriyle ”Kalkınma, sosyal adalet, demokrasi, ulusal bağımsızlık tartışmalarını genel ve soyut düzeyde yapılmaktan çıkarıp ayrıntılı, somut, özgün temellerine” oturtan bir çalışmadır.
Bu çalışma, belirli bir zaman diliminde ülke kaynaklarının nasıl, nerede ve kimler tarafından kullanılacağını belirleyen bir süreç olarak bir plan çalışmasının, emperyalizm ve tekelci sermayenin çıkarları değil, işçi ve emekçi kitlelerin çıkarları eksen alınarak hazırlanması durumunda, ülkenin nasıl bir noktaya gelebileceğini, nasıl gelişebileceğini somut olarak gözler önüne sermiştir.
Plan çalışması yapıldığında dünyada kapitalist sistem ile sosyalist sistem arasında uzlaşmaz bir çelişki ve mücadele vardı. Emperyalizmin sömürü ve etki alanında kalan ve ulusal bağımsızlıkları ve egemenlikleri için mücadele eden sömürge ve yarı sömürge ülkeler bu mücadelelerinde büyük bedeller ödüyordu. Az gelişmiş ülkeler kapitalizmin bunalımının ağırlaşan yükünü taşımak durumunda kalıyordu. Türkiye ekonomisi de o günlerde bugünkünden oldukça farklıydı. Örneğin devletin elinde çok sayıda Kamu İktisadi Teşekkülü (KİT) bulunuyordu; küçümsenmeyecek bir kamu sektörü vardı. Egemen güçler ekonominin gelişmesinin dümenini büyük burjuvazinin büyümesi yönünde tutarken, işçi ve emekçi sınıflar ekonominin yükünü taşımak zorunda kalıyor, hakları için örgütlü mücadele veriyordu. Türkiye’de politik alanda da faşist saldırılar ve özlemler artıyor, demokratik güçler son derece zor koşullarda mücadele ediyordu. Demokratikleşme İçin Plan 78-82’nin sunuşunda bu durum şöyle anlatılıyor:
”Türkiye emperyalizmin ve gericiliğin güçleriyle, başta işçi sınıfımız olmak üzere tüm demokratik güçler arasındaki kutuplaşma ve mücadelenin gitgide daha da yoğunlaştığı bir dönemi yaşıyor. Bu dönem, ülkemizin ilerici, demokrat ve yurtsever güçlerine büyük görevler yüklemektedir. ”
Plan çalışması örneğine rastlanmadık bir biçimde muhalefette olan sosyalist bir parti tarafından kotarıldı. Bu noktada bu kadar kapsamlı bir çalışmanın neden Türkiye İşçi Partisi tarafından yapıldığı sorusu akla gelebilir.
TİP’in mücadelelerle geçen yarım yüzyılı aşkın tarihine damgasını vurmuş en önemli belge, Aralık 1978’de yayımlanmış olan “ Demokratikleşme İçin Plan, 1978- 1982” çalışmasıdır. Toplam 765 sayfayı bulan bu metin, dönemin “resmi” Beş Yıllık kalkınma Planı (1979-83) karşısında emekten yana demokratik bir dönüşümün iktisadi yapı taşlarını sergilemektedir.
Dönem 2. Milliyetçi Cephe dönemidir; Türkiye 12 Eylül faşizmine giden dönemeçlerden geçmektedir. Plan metninin sunuş satırları bunu açıkça vurgular: “Milliyetçi Cephe partilerinin ve tüm gerici odakların, ellerindeki mevzileri koruyabilmek ve iktidarı yeniden ele geçirerek demokratik hak ve özgürlükleri bütünüyle ortadan kaldırabilmek için sürdürdükleri gerici faşist saldırıların durdurulması görevi, bugün tüm demokrasi güçlerinin önündeki en ivedi sorundur.”
Dönem bir yandan da ekonomik / siyasi krizin aşılması; Türkiye ekonomisinin dış bağımlılığının azaltılması ve siyasi sisteminin demokratikleştirilmesi mücadelelerinin verildiği karanlık günlerin dönemidir. Bu dönemde kaleme alınan “«Demokratikleşme için Plan, 1978 -1982»nin Türkiye’nin ekonomik gelişmesi için öngördüğü hedefler, burjuva ideologlarının çeşitli gerekçelerle haklı göstermeye çalıştığı, düşük kalkınma hızlarının işçi ve emekçilerin kaderi olmadığını da ortaya koymaktadır. Aynı şekilde bu çalışma, gene burjuva ideologlarının, kalkınmanın ancak işçi ve emekçi kitlelerin «kemerleri sıkmasıyla» sağlanabileceği iddiasını kesin olarak çürütmektedir. «Demokratikleşme için Plan, 1978- 1982», işbirlikçi, tekelci büyük sermayenin ekonomik gücünün kırılmasıyla, hem işçi ve emekçi kitlelerin yaşam düzeylerinin yükseltilebileceğini, hem de daha yüksek kalkınma hızlarına erişilebileceğini kanıtlamaktadır”.
Plan metninin yazarları söz konusu çalışmanın devletin resmi planlarına karşı «alternatif» bir plan olarak hazırlanmadığının altını özenle çizerler. Zira, “Demokratikleşme için Plan, 1978- 1982, ne resmi planların kapitalist ekonomik ilişkilerin işleyişini düzenlemekteki yetersizliğini gidermeyi, ne de resmi planlara karşı kapitalizmin uzlaşmaz çelişkilerini yumuşatacak bir planlama alternatifi geliştirmeyi amaçlamaktadır”. Daha açık deyişle, “ülkemizde uygulanan ve «özel sektör için programlama»dan başka anlam taşımayan planlamanın en «yetkin» biçiminin bile kapitalist ekonominin işleyişindeki anarşiyi ortadan kaldırması beklenemez. Kredi, vergi ve benzeri ekonomik politika araçlarıyla sadece kapitalizmin ekonomik yasalarının işleyişi içinde özendirmeyi ve yön göstermeyi amaçlayan kapitalist programlamanın hiçbir biçiminin, kapitalizmin uzlaşmaz çelişkilerine son vermesi de düşünülemez. «Demokratikleşme için Plan, 1978 -1982», büyük burjuvazinin çıkarlarına hizmet eden resmi planlardan daha iyisini değil, tam karşıtını gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.”
Bütün bu nedenlerle, TİP’in Demokratikleşme İçin Plan metni, Türkiye coğrafyası içinde belki de o güne değin hazırlanmış en kapsamlı, en tutarlı ve en devrimci planlama belgesidir. Sunuş cümleleri şu sözler ile sonlanmaktadır:
“ Demokratikleşme İçin Plan, 1978-1982” ülkemizde demokratikleşme sürecinin maddi temellerinin yaratılabilmesi için ekonomik alanda ilk adımda gerçekleştirilmesi gereken dönüşümleri ve önlemleri içermekte ve işçi ve emekçi kitlelerin yaşam düzeylerinin yükseltilmesini ve üretim sürecinin yönetimine etkin bir biçimde katılmalarını öngören” yapısal dönüşümleri tasarlamaktadır.”
Prof. Dr. Erinç Yeldan Nice 54’lere, 60’lara, Cumhuriyet, 10 Şubat 2021
Bu çalışmayı Türkiye İşçi Partisi yapmıştır, çünkü Türkiye İşçi Partisi aralarındaki farklara karşın kapitalist sistemi savunan partilerden kökten farklı bir sosyalist partidir. TİP, diğer demokratik güçlerle işbirliği içinde, emperyalizme bağımlılıktan kurtulmak, faşist saldırılara ve özlemlere karşı ülkeyi demokratikleştirmek ve sağlam bir demokratikleşme sürecinin dayanacağı ekonomik temelleri yaratmak isteyen bir partidir. TİP aynı zamanda kesintisiz bir süreç içinde toplumdaki sınıfsal-politik güçler dengesini işçi ve emekçi sınıflar lehine değiştirerek sosyalist bir devrimi gerçekleştirmek iddiasında olan bir partidir.
Bunları söyledikten sonra ayrıca bir de TİP’in mücadele geleneğine bakmak gerekir. TİP mücadelesini sağlam bir entelektüel temelden hareket ederek yapmaya kuruluşunun ilk yıllarından başlayarak özen göstermiştir. Böyle bir planın hazırlanması düşüncesi de ilk kez daha 1967’lerde parti üst kurullarında ortaya atılmış, ancak o tarihte bu çalışmayı gerçekleştirme olanağı bulunamamıştı.
O tarihte bir plan çalışması yapılamamakla birlikte, kuruluş yıllarından itibaren Türkiye İşçi Partisi önde gelen bilim insanlarının katıldığı Bilim ve Araştırma Kurulları’na sahip oldu. Partinin 1964 Programı'nı da hazırlayan ilk Etüd Bürosu (1. Kongre'den sonra Bilim ve Araştırma Bürosu), Mehmet Ali Aybar'ın ve sosyalist aydınların Parti'ye katılmalarından hemen sonra Behice Boran, Fethi Naci gibi birçok aydının katılımıyla kuruldu. 1968 yılında partinin Merkez Bilim ve Araştırma Kurulu’nun oluşturduğu başka komisyonlarının yanı sıra bir de ”Ekonominin Genel Gidişi ve Planlama” komisyonu vardı. Ancak o zamanlar bu komisyon bir plan hazırlamak gibi geniş çaplı bir işe girişmedi.
Bu çalışmanın TİP tarafından yapılmış olmasının başka bir nedeni de parti ile sosyalist aydınlar arasındaki ilişkidir. Ülkemizde aydın emeğinin politik faaliyetle ilişkilenmesi, bu faaliyeti tamamlaması örnekleri ne yazık ki oldukça azdır. Oysa TİP kuruluş yıllarından başlayarak sosyalist aydınlara büyük değer biçmiş, partiye üye olan ya da olmayan pek çok sosyalist aydın bakımından da saygın bir parti olmuştur. Kuruluşundan başlayarak pek çok sosyalist aydın parti üyesi oldu, pek çok aydın da üye olmasa, hatta eleştirse bile partiyi ve onun kadrolarını ilgiyle izledi, eylemlerine katıldı. Partinin Meclis çalışmalarındaki yüksek entelektüel düzey pek çok sosyalist aydının ilgisini çekti; yapmış olduğu toplantılarda, gecelerde önde gelen pek çok aydın konuştu ve pek çok sanatçı yer aldı; partinin dolaylı ve dolaysız yayınlarında pek çok aydın yazılar yazdı.
Parti ile sosyalist aydınlar arasındaki ilişki bakımından farklı bir örnek de Türkiye İşçi Partisi’nin 1980 darbesi sonrasında 99 sayı boyunca yaklaşık 1000 aydının yazdığı Bilim ve Sanat Dergisi gibi aylık bir dergiye, bağımsız bir anti-faşist mücadele platformuna ilk ivmeyi verebilmesidir. Benzer ve önemli bir ilişki Genç Öncü ile Yarın Dergisi arasında kurulabilir.
Bu gibi nedenlerden ötürü Türkiye İşçi Partisi DİP 78-82 gibi bir çalışmaya parti üyesi olan ya da olmayan çok sayıda aydını katabildi ve çalışmayı sonuçlandırabildi. Bu konuda planın sunuşunda şöyle diyor: ”Plan çalışmasına bu denli geniş katkıda bulunulması, işçi sınıfımızın politik hareketinin, Partimizin saygınlığının bir göstergesidir. Partimiz, ülkemizin en yetenekli, ilerici aydın kesiminden gördüğü bu destekten kıvanç ve övünç duyar ve kendilerine yürekten teşekkürü borç bilir. ”
DİP 78-82 Çalışmaları
Plan çalışması Türkiye İşçi Partisi’nin gündemine Genel Başkan Behice Boran tarafından 1976 tarihinde getirildi. Çalışmalar 1977 Seçimlerinden sonra Behice Boran'ın çağrısıyla çok sayıda bilim insanı, uzman, sanatçı ve araştırmacının katılımıyla Ankara'da yapılan bir toplantı ile başladı. Toplantıya TİP çevresindeki aydınların yanı sıra, konusunda uzman olan, ülkesinin bağımsızlığına, sanayileşmesine ve demokratikleşmesine karşı sorumluluk duyan partili olmayan sosyalist ve demokrat aydınlar da katıldılar; Devlet Planlama Teşkilatı tarafından hazırlanan 4. Plan'ın aldığı biçimden hoşnut olmayan geniş bir aydın/uzman çevre de DİP çalışmasına katıldı ve destekledi. Çalışmalar sırasında yirmi civarında plan çalışma grubu oluşturuldu. TİP Genel Başkanı Boran da pek çok toplantıya katıldı ve başkanlık etti.
Plan’ın önsözünde çalışmalar konusuna şöyle değiniliyor:
”Baştan sona değişmeyen yaratıcı tartışma havası ve ortamı içinde hazırlıklar sürdürülerek esaslar saptanıp işbölümü yapıldıktan sonra, çalışmalar 1977 yılında yazılı metinler haline dönüştürüldü. Bu ilk taslakların yeniden ve topluca gözden geçirilip irdelenmesi, bilgisayarla denetiminden sonra yeniden yazımlarla 1978’in ilk aylarına gelindi. Hazırlanan tasarı metin, bazı eksiklikleri sonradan tamamlanmak üzere Mayıs ayında Parti’nin üst kurullarına sunuldu.
Plan’ın sunuşunda da süreç şöyle anlatılıyor:
“Demokratikleşme için Plan, 1978-1982” iki yıla yaklaşan bir çalışmanın ürünüdür. Plan tasarısı Merkez Eğitim, Bilim ve Araştırma Büromuzda son olarak yeniden ele alınıp gözden geçirilmiş ve (Merkez Yönetim) Kurulumuza sunulmuştur. Çalışma, bu son biçimiyle Kurulumuzda, Parti Programı, Kongre Kararlarımız ve diğer Parti belgelerimiz ışığında görüşülmüş ve yayınlanmasına karar verilmiştir.”
Bilindiği gibi örgütlü bir çalışma az ya da çok demeden herkesin emeğinin önemli olduğu ve sonuca önemli bir katkı yapacağı gerçeğini esas alır; ortak çalışmaya katılan herkesin emeğine büyük değer biçer ve olanaklı olduğu ölçüde ortak çalışmanın çapını genişletmeye çalışır, kimseyi dışlamaz. Aksi taktirde örgütlü ve ortak bir çalışma yapmanın da anlamı olmaz. Dolayısıyla çalışmalara katılmak bakımından hangi konumda, hangi düzeyde olurlarsa olsunlar ya da katkıları ne ölçüde gerçekleşmişse gerçekleşsin ”sözcüğün tam anlamıyla ortak olan” bu çalışmaya katılanlar, alanında ilk olan çok önemli bir çalışmaya imza attılar; sosyalist harekette kalıcı bir iz bırakmayı başardılar. Hepsini şükranla anıyoruz, emeklerine büyük değer veriyoruz.
Onuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı (2014-2018) birkaç gün önce TBMM’de kabul edildi. Aslında Ocak 1980 sonrasında benimsenen “serbest piyasa” ekonomisi anlayışı ile kalkınma ve plan kavramları bağdaşmamaktadır. Özellikle de 1998 yılından itibaren uygulanan politikalara IMF’yle yapılan stand-by düzenlemeleri yön verdi. Örneğin yakın geçmişte Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda kabul edilecek hedefler ve stratejilerin Yapısal Uyum Programı’na uygun olması gerektiği açıkça resmi belgelerde yer aldı.
Yapısal Uyum Programları, IMF tarafından oluşturulan, Dünya Bankası’nın desteklediği neoliberal etiketli politika paketleridir. Türkiye 1998-2008 döneminde bu programları uyguladı. Yol üzerindeyken 2002 yılı sonbaharında neoliberal politikaları İslamcı yörüngeye sokmayı hedefleyen bir parti iktidara geldi. AKP döneminde katıksız neoliberal politikalar güçlendirilerek ve ekonomik-sosyal haklar ve özgürlükler kısıtlanarak uygulandı.
Yeni dönemde nasıl demokrasi kavramı yalnızca bir söylem olmakta ve eğreti durmaktaysa, mevcut düzen de plan ve kalkınma kavramlarına ters düşmektedir. Sözde plan anayasal zorunluluk nedeniyle hazırlanmıştır.
Geçmişteki kalkınma planlarını bir kenara bırakalım. Üzerinde durmak istediğim plan, sosyalizm ve demokrasiye inanmış birçok bilim insanı, teknokrat ve bürokratı bir araya getiren Türkiye İşçi Partisi’nin, iki yıla yakın yoğun bir çalışmanın ürünü olan ve Parti’nin yetkili organlarının son şeklini verdiği, Aralık 1978’de yayımlanan 759 sayfalık DEMOKRATİKLEŞME İÇİN PLAN’dır. Dünyada ilk kez muhalefetteki bir siyasi parti, kapsamlı bir planı, Türkiye ve dünya kamuoyuna sunmuştur. Planda kapitalist dünya ekonomisindeki temel eğilimler ve sorunlar irdelendikten sonra Türkiye ekonomisinin ayrıntılı bir dökümü verilmektedir. Bu bağlamda sanayi, tarım, dış ticaret, mülkiyet ve üretim yapısı ve AET ile ilişkiler mercek altına alınmakta, Türkiye ekonomisinde kapitalizmin eşitsiz gelişmesi ve sonuçları çözümlenmektedir.
Plan’ın ikinci bölümü demokratikleşmenin planındaki hedefleri ve uygulanacak politikaları açıkladığı ölçüde yol göstericidir. Bu bölümde emeğin teknik donanımı, işgücü hedefleri, beslenme ile makine imalatı, tarım araç ve makineleri, demiryolları yapım ve onarımı, deniz taşıtları, karayolları taşıtları sanayilerinde mevcut durum saptanmakta ve belirlenen hedeflere nasıl ulaşılacağı açıklanmaktadır. Gerekli finansmanın nereden ve nasıl sağlanacağı sorusunun yanıtını, planda yer alan bankacılıktan dış ticarete ve vergi sistemine dek uzanan düzenlemeler vermektedir. Toprak reformu ve tarımın yeniden örgütlenmesi ikinci bölümde yer alan diğer bir konu başlığını oluşturmaktadır.
Üçüncü bölümde her bir sektör veya hizmet alanında demokratikleşmenin nasıl sağlanacağı gözler önüne serilmektedir. Sağlıktan eğitime, çevreden işçi ve emekçilerin yerleşme sorunlarına, kitle iletişim araçlarından çalışanların tatil olanağı açısından turizme, yerel yönetimlerden spora uzanan geniş bir yelpazede demokratikleşme doğrultusunda uygulanacak politikalara yer verilmektedir. Kimyadan elektroniğe, enerjiden madencilik sektörü ve alt-sektörlerine kadar hedefler ve demokratikleşmeyi sağlayacak politikalar açıklanmaktadır.
Plan her şeyden önce demokratikleşmeyi hedeflemektedir. Kuru sıkı bir demokratikleşme söylemi değil, 758 sayfalık bir plan ile demokratikleşmenin nasıl sağlanacağı somut olarak ortaya konulmaktadır…
“‘Demokratikleşme için Plan, 1978-1982’, kuşkusuz, ne resmi planların kapitalist ekonomik ilişkilerin işleyişini düzenlemekteki yetersizliğini gidermeyi ne de resmi planlara karşı kapitalizmin uzlaşmaz çelişkilerini yumuşatacak bir planlama alternatifi geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bugün ülkemizde uygulanan ve ‘özel sektör için programlama’dan başka anlam taşımayan planlamanın en ‘yetkin’ biçiminin bile kapitalist ekonominin işleyişindeki anarşiyi ortadan kaldırması beklenemez...
“Kredi, vergi ve benzeri ekonomik politika araçlarıyla, sadece kapitalizmin ekonomik yasalarının işleyişi içinde özendirmeyi ve yön göstermeyi amaçlayan kapitalist programlamanın hiçbir biçiminin, kapitalizmin uzlaşmaz çelişkilerine son vermesi de düşünülemez. ‘Demokratikleşme için Plan, 1978-1982’ büyük burjuvazinin çıkarlarına hizmet eden resmi planlardan daha iyisini değil, tam karşıtını gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.
“Emperyalizmin ve tekelci büyük sermayenin egemenliğini sınırlandırıp giderek ortadan kaldırmayı hedef alan ‘Demokratikleşme için Plan, 1978-1982’ çalışması, doğrudan doğruya kapitalizmin ekonomik yasalarının işleyiş alanını daraltmaya yönelmiştir” (s. XXXVII-XXXVIII)
Resmi sözde planın TBMM’de kabul edildiği bugünlerde, “Demokratikleşme için Plan”a her düzeyde katkıda bulunan tüm yöneticileri, fikir ve kol emekçilerini alkışlıyorum.
Prof. Dr. Sinan Sönmez, TİP: Demokratikleşme İçin Plan (1978-1982), SOL internet sitesi, 6.7.2013
Plan ve Demokratikleşme
DİP 78-82’den önce devlet tarafından hazırlanmış olan beş yıllık kalkınma planları, ne kadar ”sınıflarüstü” bir nitelik kazandırılmaya çalışılsa da , kalın çizgilerle ifade edilecek olursa, kapitalist sistemin işlemesini sağlamak, planı egemen sınıfların bir aracı kılarak karma ekonomi çerçevesinde özel sektörü geliştirmek amacını taşıyordu. Oysa Türkiye İşçi Partisi tarafından hazırlanmış olan DİP 78-82 işçi ve emekçi sınıfların bakış açısından hareket ederek hazırlandı ve hem Türkiye’yi daha ileri noktalara taşımayı, sanayileşmeyi gerçekleştirmeyi, tarımı geliştirmeyi, daha hızlı bir kalkınma sağlamayı hem de işçi ve emekçi sınıfların yaşam koşullarını iyileştirmeyi amaçlıyordu. Yani kendisinden önce Devlet Planlama Teşkilatı tarafından siyasal iktidarın gözetiminde yapılarak, siyasal iktidarlar tarafından onaylanmış olan planlarda yapılanın tam karşıtını gerçekleştirmeyi hedef almaktaydı.
Türkiye İşçi Partisi tarafından hazırlanmış olan plan adından da anlaşıldığı gibi bir demokratikleşme planıdır. Bu noktada şu soru sorulabilir: TİP sosyalist bir parti olduğuna ve programında devrim gündeme geldiğinde bunun sosyalist devrim olacağı belirtildiğine göre neden sosyalizme geçiş için bir plan değil de demokratikleşme için bir plan hazırlamıştır? Buna verilecek cevap planın hazırlandığı günlerde sosyalizme geçiş için uygun olan somut koşulların varlığından söz edilemeyeceğidir. Böyle bir durumda bir sosyalizme geçiş planının hazırlanması gerçekçi olmayan, kağıt üzerinde kalmaya mahkum afaki bir çalışma olmaktan öteye gidemezdi. 1979 yılında İlhan Tekeli ile Gencay Şaylan tarafından yazılmış olan kapsamlı bir makalede bu konuda şöyle deniliyor: ”TİP bir sosyalist plan hazırlamamıştır. Eğer böyle bir plan hazırlamış olsaydı salt temrin yapmış olurdu. DİP bugünden anlamlı bir mücadele aracı olarak düşünülmüş ve öyle hazırlanmıştır. Tekelci ve tutucu kesimlerin plan önerileri karşısında demokratikleşmeyi isteyen emekçilerin ve geniş halk kesimlerinin taleplerini, aynı somutluk düzeyinde ortaya koymaktadır.” (İlhan Tekeli,Gencay Şaylan, Türkiye, Ekonomik Gelişme ve Planlama, Yurt ve Dünya, sayı 16, Temmuz 1979, sayfa 50)
Faşist saldırıların gün be gün arttığı, egemen sınıfların faşizm istek ve özlemlerinin açıkça dile getirildiği, faşizm tehlikesinin tam kapıda olduğu o günlerde faşist tehlikeyi önleme ve demokratikleşme görevi güncel bir görevdi. Faşist saldırıların durdurulması, odakların dağıtılması; demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesi; ırkçı-şoven baskı ve uygulamalara son verilmesi bir an bile ertelenmesi olanaksız bir politik zorunluktu. Bu özelliği ile DİP 78-82 gündemdeki sorunu "ya faşizm ya demokrasi" olarak tanımlayarak demokratik çıkışın ekonomik dayanaklarını ortaya koydu. Sınıfsal bir bakış açısıyla, somut koşulların tahliline dayanarak 1978-1982 yıllarını kapsayacak şekilde hazırlanacak bir plan işçi ve emekçi kitlelerin, demokratik güçlerin taleplerinin de somut bir ifadesi olacak, demokratikleşmenin dayanacağı ekonomik temeli oluşturmanın somut koşullarını içerecekti. Planın ”Sunuş”u bu konuda şunları yazıyor:
TİP ”…Türkiye’nin demokratikleştirilmesini, yalnız politik alanda değil, toplum yaşamının bütün alanlarında gerçekleştirilecek derin ve köklü dönüşümlerden oluşan bir süreç olarak görmektedir. Bu nedenle demokratikleşme mücadelesi, ancak baskıcı ve sömürücü sınıfların egemenliğini sınırlandırıp giderek ortadan kaldıracak köklü dönüşümlere dayandığı sürece kalıcı ve başarılı sonuçlar verebilecektir. Türkiye’nin demokratikleşmesi, bugünkü asamadan başlayarak, emperyalizme bağımlılığa ve tekelci büyük sermayenin egemenliğine son veren ekonomik ve toplumsal dönüşümlerle toplumun sosyalizmin kuruluşuna hazırlanmasına kadar sürecek ve yepyeni, sosyalist bir içerikle ondan sonra da gelişecektir.
Bu nedenle demokrasi mücadelesi, daha bugünden, emperyalizme bağımlılığın ve demokrasi düşmanlığının ekonomik ve toplumsal temellerini ortadan kaldırmayı hedef almak zorundadır.”
”…güncel tehlike faşizm, büyük ölçüde bunalımın ekonomik çözümsüzlüğünden kaynaklanmaktadır ve görüldüğü üzere en büyüğünden en küçüğüne kadar sağcı partiler en azından faşizan bir rejim içinde çözüm olabileceğini ileri sürmektedirler. Bunlara karşılık iktidarda bulunan sosyal demokrat eğilimli CHP ne etkin bir anti-faşist programın uygulanmasına kalkışmakta ne de ekonomide köklü değişimlere yönelmektedir.
Böyle bir ortam içinde Türkiye İşçi Partisi tarafından hazırlanan plan ekonomik çözümlerin ötesinde siyasal amaçlı ve içerikli bir belge niteliği taşımaktadır. Bunalım yapısal olduğundan çözümlerin esas olarak siyasal olacağı açıktır ve bu nedenle egemen kesimler faşizmden başka bir seçenek ortaya koyamamaktadır. TİP ise, ‘geri kalmışlığı, üretim yetersizliğini, verim düşüklüğünü, ücret azlığını yenmek olanaklıdır’ varsayımından hareket etmekte ve DİP bu tezleri somut bir biçimde kanıtlayacak bir belge olarak hazırlanmış bulunmaktadır. Bununla beraber böyle bir planın anlam kazanabilmesi için ‘geniş kitlelerin sınıfsal çıkarları doğrultusunda bazı temel kabullere ve buna bağlı olarak politik tercihlere’ gerek olduğunu belirtmek zorunlu olmaktadır. Artık söz konusu olan salt bir bunalımdan çıkış değil, Türkiye için yepyeni bir seçeneğin somut bir plan biçiminde ortaya konmasıdır. Demokratikleşme sözcüğünün içeriği bunu belirlemektedir. Devlet, ülkenin en seçkin ve ayrıcalıklı bürokratlarından oluşan, oldukça büyük ve devamlı bir örgütle plan yaparken küçük bir siyasal partinin aynı düzeyde bir plan üretebilmesi ilk bakışta şaşırtıcı gibi gözükse de toplumun çalışan sınıflar açısından yeni bir seçeneği olduğunu ortaya koyması ile anlamlı hale gelmelidir.
Çoğu zaman demokrasi sözcüğü Türkiye’de yüce bir amacı ifade edecek biçimde, adeta karizmatik bir içerikle kullanılıyor. Bu çerçeve içinde de kavram hep soyut ve siyasi anlamlı olarak algılanıyor. Sınıf çatışmasının iyice belirgin hale geldiği bir toplumda demokrasi sözcüğünün böyle anlaşılmasına özen gösterilmesi de doğal. DİP bu anlayışın tam karşısında ve demokratikleşme sözcüğünün hem dinamik bir süreç olarak ele alıyor hem somut biçimde sınıf çatışması ile ilişkilendiriyor. Başka bir deyişle demokratikleşme anlayışı ile bir taraftan emperyalizmin geriletilmesi bir taraftan da daha özgür, sağlıklı, insancıl ve ileri bir topluma ulaşmanın programı ortaya konuyor. Böyle bir toplum başta işçi sınıfı olmak üzere tüm emekçi kesimlerin talebi ve buraya yönelmek de toplumun en ilerici kesimi olan işçi sınıfının görevi. TİP işçi sınıfı partisi olarak bu görevi yerine getiriyor. Beş yıllık bir perspektifi içeren Demokratikleşme İçin Plan’ın demokratikleşme anlayışını büyük dönüşümlerin önkoşullarını hazırlayan bir özgürleşme hedefleri sistemi olarak anlamak gerekiyor. İşte burada hayati bir nokta ile karşılaşılıyor. Plan önerilerinin gerçekleşebilirliği konusunda tartışmak ve bu önarilere çalışanların sahip çıkmasını sağlamak. Başka bir deyişle DİP’İn önerileri ve çözümleri işçi ve emekçi yığınlarca anlaşılıp benimsenmeli; sınıf savaşımında bir silah haline gelmeli. Bu da ilgili her kişiye belli bir sorumluluk payı yüklüyor.”
İlhan Tekeli-Gencay Şaylan, Türkiye, Ekonomik Gelişme ve Planlama, Yurt ve Dünya Dergisi, Temmuz 79, sayı 16, sa.63-64)
Demokratikleşme İçin Plan’ın Özellikleri
Demokratikleşme İçin Plan 78-82 (DiP) adlı çalışma hiç kuşkusuz Türkiye İşçi Partisi’nin temel politik belgelerinden birisidir. Aralık 1978'de yayımlanan, 765 sayfalık yapıtta, ”Önsöz” bölümünü, Merkez Yönetim Kurulu tarafından yazılmış olan ve planla ilgili önemli bazı bilgilerin verildiği, ”işçi sınıfının bilimsel sosyalist hareketinin bakış açısıyla konuya yeni bir açıklık ve açılım” getiren ve planın dayandığı temel görüş ve politikayı açıklayan ”Sunuş” bölümü izliyor.
”Önsöz”den aktaracak olursak, ” Birinci bölüm, bunalımı giderek derinleşen «kapitalist dünyaya genel bir bakışla, bu dünyanın bir parçası olarak emperyalizme bağımlılık ve sömürü ilişkileri içindeki «Türkiye’nin durumu»nun, kendi iç dinamiği ile birlikte topluca değerlendirilmesine ayrılmıştır.”
”Kapitalist Dünyaya Bakış” bölümünde bu başlık altında ”Bunalımın Genel Durumu”, ”Uluslararası Ticarette Durum”, ”Uluslararası Yatırımlar ve Yabancı Sermaye”, ”Yeni Ekonomik Düzen Tartışmaları”, ”Petrol Bunalımı” , ” Avrupa Ekonomik Topluluğu” , ”Bunalım Giderek Derinleşmektedir” , ” Sosyalist Ülkelerde Gelişmeler ” alt başlıkları yer almaktadır.
Daha sonraki ana başlık da ”Türkiye’nin Durumu” dur. Bu bölümde Türkiye ekonomisi incelenmektedir. Bu ana başlık altındaki alt başlıklar ”Türkiye’de kapitalistleşme Süreci Batı’dakinden Farklıdır” , ”AET ile ilişkiler” , ”Azgelişmişliğin Genel Konumu” , ”Sanayinin Durumu” , ”Tarımsal Üretimde Durum” , ”İthalat ve İhracatta Durum’ , ”Mülkiyet ve Üretim Yapısı” , ”Türkiye Ekonomisinde Kapitalizmin Eşitsiz Gelişmesi ve Sonuçları” alt başlıkları bulunmaktadır.
Dünyayı ve Türkiye’yi ekonomik yönden enine boyuna inceleyen bu bölümlerden sonra yapıtta yer alan bölümler hakkında ”Sunuş” bölümü şunları söylüyor:
”Asıl plan çalışmasını içeren ikinci bölümde, doğrudan bu yapıtın kapsadığı döneme ilişkin özgün çalışma yer almaktadır…
Demokratikleşme İçin Plan 78-82 çalışması için yazılmış olan ”Sunuş” bölümünde şu noktalara dikkat çekilmektedir:
- Bu plan ülkemizde demokratikleşme sürecinin maddi temellerinin yaratılması için ekonomik alanda ilk adımda gerçekleştirilmesi gereken dönüşümleri ve önlemleri içermektedir...
- Başta parti programı olmak üzere, Demokratikleşme İçin Plan 78-82’den önceki parti temel belgelerinde ”sosyalizm doğrultusunda ülkenin demokratikleşmesi ve emperyalizmin geriletilmesi için” öngörülen dönüşüm ve önlemler gösterilmişti...
Demokratikleşme için Plan 78–82 ise bu dönüşümlerin, bugünkü ekonomik ve toplumsal koşullar veri alınarak beş yıllık bir dönemde hangi araçlarla, hangi evrelerden geçerek ve hangi somut koşullarda gerçekleşebileceğini ayrıntılarıyla belirlemeyi amaçlamaktadır...
- Bu belge, Türkiye'nin demokratikleştirilmesi için zorunlu olan maddi temellerin yaratılmasına daha bugünden başlanmasının, yalnız zorunlu değil aynı zamanda mümkün de olduğunu ortaya koymaktadır...
- Demokratikleşme için Plan, 78–82, Türkiye'nin demokratikleşmesinden yana olan, emperyalizme bağımlılığın kırılmasında ve tekelci büyük sermayenin ekonomik gücünün ve egemenliğinin geriletilmesinde çıkarları işçi sınıfıyla uyuşan bütün toplumsal ve politik güçlerin ortak mücadelesi için nesnel bir platformun var olduğunu göstermektedir.
”Kuruluşunun ilk aylarında Ecevit hükümeti aslında ithal ikameci sanayileşmeyi yatırım ve ara malları üretimine yönelterek derinleştirmeyi, bu yönelimde kamu sektörüne öncelik vermeyi, "sınıflararası uzlaşma”yı bu temelde sağlamayı, Sovyetler Birliği ile ekonomik ve siyasi ilişkileri geliştirmeyi isteyen bir görüntü veriyordu. IMF ve Dünya Bankası böyle bir politikaya sert bir şekil de karşı çıkıyor, “döviz darboğazı”nın aşılması için gerekli dış kredilerin önünü tıkıyor, yerli tekelci-büyük burjuvazinin sözcüleri de bu yaklaşımın "sosyalist”, "düpedüz Marksist" bir politika olduğunu ileri sürüyorlardı. IMF, Dünya Bankası ve yerli tekelci büyük burjuvazinin bu sert karşı çıkışları karşısında CHP ağırlıklı hükümet sürekli geri adım atıyor, giderek tekelci büyük burjuvazinin ve sağ politik partilerin söylemine doğru kayıyor, aynı paralelde görüşler belirtmeye başlıyordu. İşçi ve emekçilerden aldığı yüzde 42’lik oy desteğini aktif bir politik güce dönüştürmekten ve devrimci, sol güçlerle işbirliğinden kaçınıyordu. CHP işçi sınıfını ve sendikaları aşırı ücret artışı istemek ve toplu sözleşme düzenini kötüye kullanmakla suçlamaya başlıyor, grev erteliyor, Türk-lş’le kamu işçilerinin ücretlerini dondurmak anlamına gelen toplumsal anlaşmalar imzalıyor, “16 Mart Katliamı"nı protesto etmek için DİSK öncülüğünde 20 Mart 1978'de yapılan ‘'Faşizme İhtar!” genel grevini yaşadışı ilan ediyordu.
Başlarda Ecevit hükümeti’ne destek veren, bir yandan da “güçlü devlet” talebini ileri süren TÜSİAD 1978 Ekim’inde ABD'ye bir heyet gönderecek, heyet ABD, IMF, Dünya Bankası yetkilileriyle yaptığı görüşmelerden sonra 1979’da Ecevit hükümetine karşı gazete ilanları ve muhtıralar vererek yıkıcı bir politikaya yönelecek, temel ihtiyaç maddelerinde kıtlıklar yaratmak için piyasaya ürün sürülmeyerek, kuyruklar yaratarak, “sabotajlar” yapılacak, Adalet Partisi güdümündeki esnaf ve şoför dernekleri “kepenk ve kontak kapatma” girişiminde bulunacak, MC’lerin Başbakanı Demirel "bunların gidişi Allende gidişidir. Sonları ne olur bilmem” diyerek tehditler savuracak, bu baskılara direnemeyen Ecevit Hükümeti ile IMF arasındaki anlaşma, IMF ve Dünya Bankası’nın dayattığı çerçevede 1979 Ağustos ayında imzalanacak, 24 Ocak Kararları ve neoliberal yapılanmanın kapısı aralanmış olacaktı. Oysa ‘kapitalizmin ekonomik işleyiş alanını daraltmay(-ı)’ esas alan farklı bir ekonomik tercih, bir demokratikleşme planı da vardı…”
Can Açıkgöz, Karanlığın Katlettiği Bir Bilim İnsanı: Necdet Bulut, Hazırlayan Neşe Erdilek Bulut, Haziran 2018, sa.260)”
Demokratikleşme İçin Plan 78-82’nin devletin hazırlamış olduğu IV. Beş Yıllık Kalkınma Planı ile karşılaştırılması
Demokratikleşme İçin Plan’ı devletin hazırlamış olduğu IV. Beş Yıllık Kalkınma Planı ile karşılaştırmak amacıyla, bu konuda yazılmış kapsamlı bir makalede İlhan Tekeli ile Gencay Şaylan’ın yazdıklarını şöyle özetleyebiliriz:
- Her iki planın karşılaştırılmasında ortaya çıkan en önemli nokta, ikisinin farklı sınıfsal çıkarların bakış açısı ile hazırlanmış olmasıdır. Türkiye İşçi Partisi’nin hazırlamış olduğu plan işçi ve emekçi yığınların bakış açısından, IV. Beş Yıllık Kalkınma Planı ise karşıt sınıfın, yani büyük burjuvazinin bakış açısı ile hazırlanmıştır.
- Her iki plan da Türkiye’nin sanayileşmesini amaçlamakta ve sanayileşmenin esas olarak üretim ve ara malları kesimlerinde gerçekleşmesinin gerekliliğini öngörmektedir. Ne var ki, hedefin aynı olmasına karşın farklı sınıfsal bakış açıları nedeniyle iki plan sanayileşmeye giden yollar bakımından bütünüyle ayrılmaktadır.
- Devlet tarafından hazırlanmış olan plan Türkiye’nin kapitalist dünyanın bir parçası olmasını temel almakta ve önerdiği çözümleri bu çerçeve içinde ele almaktadır. DİP 78-82 ise kapitalist dünya ile Türkiye’nin bütünleşmesi nedeniyle ülke sanayileşmesinin ˘çarpık” niteliğinin, kendi gelişme hızından daha yüksek bir hızla, ticarete dayalı hizmet kesiminin gelişmesine neden olduğuna dikkati çekmektedir. DİP 78-82’ye göre gerçek sanayileşme, önce sanayi kesiminin büyümesi ve bu kesim belli bir büyüklüğe geldikten sonra (yani tamamlandıktan sonra) hizmet kesiminin en büyük kesim haline gelmesiyle olanaklı olacaktır. DİP 78-82 dış dünya ile ilişkiler konusunu yeniden ele almakta ve Türkiye’nin bağımsızlığı bakımından köklü değişiklikler yapmadan sanayileşmenin olanaklı olmadığını somut verilere dayanan bir plan çerçevesinde ileri sürmektedir.
- Emeğin üretkenliği konusunda da önemli farklar bulunmaktadır. Her iki plan da kaynakların nasıl kullanılacağı ve nasıl kalkınacağı sorularına cevap vermektedir. Ancak iki plan arasında kalkınma olgusunun kavranması ve tanınması bakımından önemli farklar bulunuyor. IV. Beş Yıllık Plan kalkınmayı nicel büyüme açısından ele alırken, DİP 78-82 ”emek” kavramı açısından konuya yaklaşmakta, kalkınmanın her şeyden önce bir değişimi içerdiğini, değişimin ölçüsünün de ”iş gücü verimliliğindeki ”artış olduğunu vurgulamaktadır. DİP 78-82’ye göre gelirin ve üretimin artması, işgücü verimliliğinde bir artışı yansıttığı ölçüde ve sürece kalkınmanın göstergeleri olarak düşünülebilir. DİP 78-82 büyümenin ”kesintisiz kılınmasında temel koşulun üretim malı üreten sektörlerin tüketim malı üreten sektörlerden daha hızlı büyümesi” olduğunu belirtmektedir. DİP 78-82 konuya emekçi sınıfların çıkarları açısından baktığı için, planda emeğin yeniden üretimini sağlayan beslenme ve makineleşme sorunları üzerinde ayrıntılı durmaktadır.
Aynı kaynaktan da yararlanarak, Demokratikleşme İçin Plan 78-82’nin temel önerilerinin geleneksel devlet planlarından farkı da kalın çizgileriyle şöyle özetlenebilir:
Planın temel stratejisi ekonominin bugünkü yapısını hızlı bir büyüme içinde dönüştürmek ve sağlıklı hale getirmektir. Plan yıllık üretim artışlarının yüzde 11.12, GSMH artışının da yüzde 10.35 olmasını öngörüyor. Kapitalist sistemin işleyişini veri alan geleneksel devlet planlarında örneğin ücretlerin yüksek olmasının gelişme hızını yavaşlatacağı esas alınırken, DİP 78-82 yüksek kalkınma hızıyla, ücretlerinin yüksek oluşunun bağdaştırılabileceğini öngörmektedir. Plandaki şekliyle söylenecek olursa ”geri kalmışlık, üretim yetersizliği, verim düşüklüğü, ücret azlığı işçi ve emekçinin alın yazısı değildir.” Plan hem yaratılan değerin hem de emekçilerin payının beraberce artabileceğini kanıtlamaktadır.
Beş yıl sonunda kişi başına demir cevheri üretimi yüzde 24.87 oranında yıllık artışla beş yıl sonunda üç katına ulaşacaktır. Demir çelik üretiminde yıllık kişi başına yüzde 21.34, elektrik üretiminde yıllık kişi başına 13.76, elektrikli makinalar üretiminde yıllık kişi başına yüzde 24.07 ortalama artış beklenmektedir. Demiryolu taşımacılığı ise yılda yüzde 34.17 oranında artış gösterecektir.
DİP 78-82’de emeğin verimliliğinin artırılması için emeğin teknik donanımının olabildiğince artırılması öngörülmektedir. Bunun için, genelde en fazla iki vardiya olarak çalışan fabrikaların üç vardiya şeklinde çalışmaya başlaması örneğinde olduğu gibi, kurulu kapasitelerin sonuna kadar kullanılması gereklidir. Ayrıca emeğin donanımının artırılması için yatırım yapmak da zorunludur. Plan ayrıca emekçilerin beslenme koşullarının iyileştirilmesini de amaçlamaktadır. Plan 1982 yılına ulaşıldığında, emekçilerin 1978 yılındaki gibi gelirlerin yarısını değil 1/3’ünü beslenmeye ayırmalarını öngörmektedir.
Plan üretim yapısındaki dönüşümü sağlamak için, yüzde 11.12’lik büyüme hızını; tarım yüzde 6.41, sanayi yüzde 14.22, hizmetler yüzde 9.28 olarak dağıtmaktadır. Sanayi içinde madenciliğin artış hızı yüzde 22.08, yatırım malları sanayisinin yüzde 19.20, enerjinin yüzde 18.14, temel ara malları sanayisinin yüzde 17.87 oranında saptanırken, tüketim malları sanayindeki büyüme hızı yüzde 8.89’da tutulmuştur.
1977 yılında toplam üretimin yüzde 46’sını oluşturan sanayi kesimi (madencilik, imalat sanayi, enerji ve inşaat) 1982 yılında toplam üretimin yüzde 53’ünü oluşturacaktır. Sanayi sektöründe en hızlı büyümesi öngörülen kesim, yıllık yüzde 22.08’lik bir hızla madencilik olmaktadır. Bunu yıllık yüzde 18.14’lük bir hızla enerji kesimi izlemekte, daha sonra imalat sanayii yıllık yüzde 14.08 ile üçüncü sırada yer almaktadır. Sanayi sektöründe en yavaş büyümesi öngörülen kesim yıllık yüzde 12.61 ile inşaat sektörüdür.
Plan emekçilerin gelir dağılımı bakımından iki yönlü bir gelişme öngörmektedir. 1977 yılında ücretlerin en yüksek olduğu sektörlerle en düşük olduğu sektörler arasındaki oran ¼ iken plan çalışmasında ½’ye düşmektedir. Ücret dağılımındaki bu iyileşme her sektörde çalışanların ücret artışını verimlilik artışı altında tutmadan gerçekleştirebilmektedir.
Makine imalat sanayinde üretimin beş yılda iki buçuk katına çıkarılması ve ”design-tasarım” üretimine geçilmesi hedeflenmektedir.
Tarımda bir yandan ileri teknoloji kullanımı gerçekleştirilerek, diğer yandan da toprak reformu yapılarak ve kooperatifleşme sağlanarak yüzde 6.41’lik bir üretim artışı planlanmaktadır.
Demokratikleşme İçin Plan 78-82’nin Finansmanı
Demokratikleşme için Plan 78-82 yüksek hızda bir kalkınma öngörmektedir. Bu noktada planın finansmanının nasıl sağlanacağı sorusu önem kazanmaktadır. Bu sorunun yanıtını da aynı kaynaktan yararlanarak aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:
- Türkiye’deki tekelci kapitalist yapının kırılması ve bazı seri devletleştirmelerin yapılması planlanmaktadır. DİP 78-82’de beş büyük özel kesim bankasının devletleştirilmesinin kredi ve mevduatların denetim altına alınmasını sağlayacağı öngörülmektedir. Bankaların devletleştirilmesi onlar tarafından kontrol edilen sigortaların da denetim altına alınmasını sağlayacaktır. Sanayi kuruluşlarının da bankalar aracılığıyla denetlenebileceği, dolayısıyla özel imalat sanayiinde (ki genellikle tüketim malları alanındadır) devletleştirmelere gidilmesine bu aşamada gerek kalmayacağı öngörülmektedir.
- Plan ayrıca dış ticaretin ve toptan ticaretin devletleştirilmesini öngörmektedir. Bu da ciddi bir kaynak sağlayacaktır.
- Yabancı sermaye ve petrol yasaları değişecektir, böylelikle sanayi kesiminde yabancı sermaye denetim altına alınmaktadır. Madencilik de devletleştirilecek alanlardan birisidir.
- Kamunun toplam sabit sermaye yatırımları içindeki payı yüzde 77.4 olarak belirlenmiştir. Yani kamunun sanayi içindeki önemi artacaktır. Bu oran bundan önceki planlama dönemlerinin tam tersidir. Bu nedenle özel kesim için kamuca sağlanan özendirme kaybı da yatırıma aktarılabilecektir.
- Kamu yatırımlarının yüzde 53.6’sına ulaşan bölümü 19 sektöre ayrılmıştır. Bu sektörlerde kamu dışında yatırıma izin verilmeyecektir. Bunların arasında taş ocakçılığı dışında tüm maden çıkarımı, ormancılık, şeker üretimi, tütün sanayi, kimyasal gübre üretimi, petrol arıtımı, çimento üretimi, kara ve demiryolu araçları yapımcılığı, enerji sektörleri, hava ve demiryolu taşımacılığı, haberleşme ve kamu hizmetleri sektörleri bulunmaktadır.
- Vergi gelirleri artırılacak ve vergi dağılımı adil bir duruma getirilecektir. Vergi yükünün işçi ve emekçilerin omuzlarına yüklenmiş olduğu vergi sistemindeki kayıp ve kaçaklar önlenecektir.
Demokratikleşme İçin Plan 78-82’nin Önemi
Planın Merkez Yönetim Kurulu imzalı ”Sunuş” bölümü bu çalışmanın partinin bir iktidar programı değil, işçi ve emekçilerin bir mücadele silahı olarak öngörüldüğünü de önemle vurgulamaktadır. Demokratikleşme mücadelesinin gelişimi ve başarısı bakımından kullanılması öngörülen bir silah olarak DİP 78-82, mücadeleye yeni bir bakış açısı kazandırarak, topluma ”değişmez doğru” olarak yutturulmaya çalışılan bazı konuların yanlışlığını kanıtladı; işçi ve emekçi yığınların çıkarlarını öne alan bir bakış açısıyla hem ülke için hem de emekçiler için olumlu ve gerçekçi sonuçların ortaya çıkabileceğini gösterdi. Bunları kalın çizgileriyle aşağıdaki ana başlıklarda toplayabiliriz:
- DİP 78-82'yle birlikte Türkiye'de kalkınma ve planlama tartışmaları yeni bir boyut kazandı. Devletin hazırlamış olduğu beş yıllık kalkınma planlarının, bilimin nesnel olanaklarıyla hazırlanmış ”sınıflarüstü” planlar olarak sunulmasının karşısına yeni bir bakış açısıyla çıktı. DİP 78-82, bilimsel bir çalışma temelinde, ”sınıflarüstü” yutturmacasının yanlışlığını ve "her türlü planın toplumda belirli sınıfların öncelikleriyle çözümler önermek" olduğunu ortaya koydu. Sosyalistlerin entelektüel gücünün boyutlarını sergiledi.
- DİP 78-82'nin hazırlandığı dönemde, iktidarın yanısıra TÜSİAD tarafından da bunalımdan çıkış planları hazırlanmaktaydı. Tam da bu dönemde DİP 78-82, emekçi halkın çıkarlarını savunan bir belge olarak yayımlandı; iktidarın ve TÜSİAD'ın planlarının karşısında emekçi halkın seçeneksiz olmadığını, tersine onların tam karşısında yer alan bir plan ile bunalımdan çıkışın mümkün olduğunu gösterdi.
- DİP 78-82 iktidarın ve TÜSİAD'ın hazırladığı planların ülkemizin o yıllarında yaşadığı ekonomik bunalımdan çıkış olarak sürekli önerdikleri "kemer sıkma politikaları"nın çözüm olmadığını, emekçi halkın refahını dikkate alan bir bakışla hazırlanan plan çerçevesinde, ülkenin hem kalkınabileceğini hem de emeğiyle geçinen halkın daha iyi yaşam, çalışma, beslenme, sağlık, eğitim olanaklarına kavuşabileceğini gösterdi.
- DİP 78-82, kalkınmayı sağlamak için gerekli olan finansmanı karşılamanın tek yolunun dış borçlanma olmadığını gösterdi. Kamucu ekonomiyi güçlendirerek, büyük kâr kaynakları üzerinde kamusal denetim kurarak %10.35 düzeyinde bir kalkınma hızının olanaklı olduğunu gösterdi.
- DİP 78-82, kamu finansmanında dış borçlanmanın ağırlığının azaltılmasının ülkemizin gönencinin, ekonomik ve siyasal bağımsızlığının da önkoşulu olduğunu; dış borçların kaderimiz olmadığını, tam tersine egemen güçler yararına yapılan sınıfsal tercihlerle içine düşülen bir tuzak anlamına geldiğini gösterdi.
- DİP 78-82, işçi ve emekçi sınıflardan yana kesin sınıfsal tercihlere sahip olmakla birlikte sosyalizme geçiş planı değildi; demokratikleşme için zorunlu maddi temelleri yaratabilmek için ”daha bugünden" iş ve eylem birliklerinin olanaklı olabileceğini öngörme ve bu özelliği ile demokratik işbirliklerinin ekonomik dayanaklarını ortaya koyma olanağı sundu.
- 1980 öncesinde TÜSİAD ve tekelci büyük burjuvazi bunalımdan çıkış yolunu faşizmde görürken ve ülkeyi olumsuz etkileri yıllar boyu sürecek bir askeri-faşist cunta yönetimine sürüklerken, DİP 78-82 ülkemizin faşizmi ve onun olumsuz sonuçlarını yaşamasının zorunlu olmadığını, faşizmin tekelci büyük sermayenin çıkarlarını kollamak için ülkeye dayatıldığını ve bütün ülkeyi sıkıntıya sürüklediğini kanıtlayan bir belge oldu.
Demokratikleşme İçin Plan 78-82’nin Üçüncü Bölümü
Bu bölümde ele alınan konulara ilişkin olarak ”Önsöz”’de şöyle denilmektedir:
Üçüncü bölümde ise, bu özgün çalışmaya esas olan ve ekonominin değişik alanlarını irdeleyen, bazı daha kapsamlı raporlar yayınlanmaktadır. Bu ek raporların, kendi inceleme alanlarında ülkemizin bugün içinde bulunduğu durumun daha yakından tanınmasına olanak vermekle kalmayıp, kamuoyunun üzerinde durduğu ve güncel tartışma konusu olan kimi sorunların okuyucu gözünde daha bir aydınlığa kavuşmasına ve öngörülen hedefler, ön lemler ve sonuçlarına ilişkin olarak daha ayrıntılı bilgiler edinilmesine yardımcı olacağı umulmaktadır.
Bu başlıklar şöyle sıralanabilir:
İşgücü ve Çalışma sorunları, Genel Olarak Sağlık Sorunu, Çevre Sorunları, İşçi ve Emekçilerin Yerleşme Sorunu, Eğitim Sorunu, Yerel Yönetimler, Kitle İletişim Araçları, Çalışanların Tatil Olanağı Açısından Turizm, Spor Sorunu, Kimya Sanayi, Elektronik Sanayi, Ulaştırma, Enerji ve Madencilik, Genel Enerji-Yakıt ve Isınma, Elektrik Enerjisi, Nükleer Enerji, Hidrolik Enerji, Petrol, Kömür, Jeotermal Enerji, Demir Cevheri, Bakır, Fosfat Kayası, Borlu Bileşikler.
Demokratikleşme İçin Plan 1978-82 ayrıca çok sayıda veriyi içermekte, kitapta pek çok tablo yer almaktadır.
En son bölüm de ”Çağrı” başlığını taşımaktadır. Bu bölümde demokratikleşme mücadelesinin ortak platformunu oluşturabilecek ekonomik, sosyal ve politik alandaki somut istem ve öneriler yer almaktadır. Bu istem ve öneriler, temel çizgileriyle, TİP Programı’nın ”Temel Görev” bölümü, programdan kısa bir süre sonra yayımlanan ”Demokrasi Bildirgesi” ve 1. Büyük Kongre Kararları gibi partinin temel belgelerinde dile getirilmiştir. Bu hedeflere ilişkin olarak ”Çağrı”nın giriş kısmında şunlar belirtilmektedir: ”Bu plan çalışması, diğer kazanımlarının yanı sıra, çok önemli bir kazanım olarak, öngörülen bu hedeflerin, ekonomik bakımdan geçerliliği ve sonuçları bakımından tutarlılığını da doğrulamış̧ bulunmaktadır.
Merkez Yönetim Kurulu'muzun Sunuş ‘unda belirtildiği üzere, Demokratikleşme için Plan, 1978-1982 çalışmasının Partimizin ve tüm demokratik güçlerin emperyalizme ve faşizme karşı mücadelesindeki hedeflerine yeni bir açıklık kazandırdığına inanıyoruz. Bu çalışma, isçi sınıfının, emekçi kitlelerin ve tüm demokratik güçlerin elinde bir mücadele silahı haline gel dikçe amacına ulaşmış̧ olacaktır. Her öncü isçi, her demokrasi savaşçısı, bu çalışmayı kolaylıkla değerlendirebilecek ve mücadelesinin güçlü bir aracı olarak kullanabilecektir, işçi sınıfı ve emekçi kitleler, aydınlık bir geleceği kurmaya yönelen mücadelelerindeki hedefleri hergün daha büyük bir açıklıkla kavradıkça, mutlaka örgütsel ve politik olarak daha ileri mevzilere ulaşacaklardır.”
”Çağrı” bölümünün girişinde tüm demokratik güçlerin örgütlü birleşik hareketinin gerçekleşmesinin önemi vurgulandıktan sonra ”Çağrı” metni ile DİP 78-82 son bulmaktadır.
Demokratikleşme İçin Plan'ın Türkiye İşçi Partisi Siyasetindeki Yeri
Türkiye İşçi Partisi, 1975 Programı, 1975 Demokrasi Bildirgesi, 1. Büyük Kongre Kararları, Güncel Görev Demokratikleşme gibi temel belgeler ile, sosyalizme giden süreci, bu sürecin bir parçası ve ilerleticisi olan demokratikleşmenin güncel politik ve toplumsal hedeflerini ortaya koydu. DiP 78-82, politik ve toplumsal demokratikleşmenin ekonomi alanındaki karşılığının/dayanaklarının kapsamlı bir çerçevesi ve yukarıda da belirtildiği gibi belirlenmiş olan hedeflerin ekonomik bakımdan tutarlılığının da bir göstergesiydi.
Ülkemizde sosyalist harekette güncel ve uzun erimli politik programların ilanı oldukça yaygın bir durumdur. Aynı durum güncel taleplerin açıklanmasında da geçerlidir. Ancak bu programlarla at başı gitmesi gereken ekonomik dönüşümler programları ne yazık ki genel başlıkların ötesine gidememiştir.
İşte TİP ilk defa (sonrasındaki birkaç kısmi çalışma dışarıda tutulursa büyük ölçüde son defa) 1978'de politik hedeflerini destekleyen, böylece topluma bütünsel bir politik/ekonomik dönüşüm öneren kapsamlı bir hat ortaya koydu.
Demokratikleşme İçin Plan bu istisnai özelliği ile yayınlanışının 43. yılında özel bir ilgiyi hak ediyor. DİP 78-82’nin öngörü ve hedefleri, TİP'in sosyalist hareket içinde ayırt edici özelliği olan bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm çizgisini hatırlamamıza, ülkemizin güncel sorunları üzerine kafa yorarken önemli ipuçları yakalamamıza yardımcı oluyor.
Behice Boran, Demokratikleşme İçin Plan 78-82 "…politik ve toplumsal demokratikleşmenin, içinde bulunduğumuz beş yıllık süre için ekonomik dayanaklarını vermektedir. Demokrasi sorununa ve sorunun çözümüne bu açıdan bakmak hem demokratik gelişmenin gerçekleştirilmesinin hem de tutarlı demokrat olmanın vazgeçilmez koşuludur” diye yazıyordu. Eşitlik ve özgürlük için mücadelede bu somutluk, önermelerin temellerinin ortaya konulması olmazsa olmaz bir ön koşuldur.
TİP, Marx'ın "her toplumsal dönüşüm halihazırda var olan somut toplumsal temeller üzerinde gerçekleşir" önermesine bağlı olarak her zaman somut bir dönüşüm hattı arayışında oldu. Bütün çalışmalarını sosyalizm amacına ve mücadelesine bağımlı kılan TİP, bunun ancak emekçi halkın mücadeleye kazanılması, politik ve eylem düzeyinin yükseltilmesi, yaşam koşullarının iyileştirilmesi sürecinde olanaklı olduğunu belirtti. Bu bakımdan TİP için bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm mücadelesi bir bütündür, iç içedir.
"Devrim gündeme geldiğinde karakteri sosyalist devrim olacaktır" diyen TİP hiçbir güncel sorunu görmezlikten gelmedi, belirsiz bir geleceğe ertelemedi. Halkın yaşam koşullarını iyileştirecek ve örgütlenmesini güçlendirecek somut güncel programlar önermekten, işbirlikleri ve ittifaklar kurmaktan geri durmadı.
DİP 78-82, TİP'in bu somutluk arayışının ürünüdür.
Yukarıda belirtilenlere karşın, Demokratikleşme İçin Plan 78-82 çalışmasıyla ilgili bazı iddialar/itirazlar da bulunmaktadır. Bu itiraz ve iddiaların ele alınması tarihe doğru bir biçimde not düşmek bakımından önem taşımaktadır.
Yapılmış olan itiraza göre plan demokratikleşme için değil, sanayileşme için plan yapılır. Sanayileşme de sosyalizmin temellerini atmak için yapılır. Demokrasinin önünü açacak bir plan değil, sosyalizmin önünü açacak bir plan olmalıydı. Planın ”demokratikleşme” görevini içerecek bir biçimde TİP Merkez Yönetim Kurulu tarafından yayımlanmış olması, partinin sosyalist devrim anlayışını terk ederek aşamalı bir devrim anlayışına doğru yelken açmasının göstergesidir; İddialar ve itirazlar bunlardır.
Bu arada şunu da belirtmek gerekir: İddia/itiraz sahipleri planın hazırlanması çalışmalarına yoğun biçimde katılmış, sorumluluk almış, emek vermiş, ancak daha sonra parti ile yolları ayrılmıştır.
Öncelikle altını çizerek belirtelim ki Türkiye İşçi Partisi’nin sosyalist devrim sürecinde ”güncel görev” tanımlaması ilk kez DİP 78-82 çalışmasıyla birlikte ortaya çıkmadı. 1975 TİP Programı ”Sosyalizm Doğrultusunda Ülkenin Demokratikleşmesi ve emperyalizmin geriletilmesi için yapacağı mücadeleyi parti aşağıdaki gibi somutlaştırır” başlığı altında, demokratikleşme ve emperyalizme karşı verilecek mücadele konusunu ele alır. Bu bölüm ”Bugün ve önümüzdeki sürede Türkiye’nin güncel ve ivedi sorunu politik alanda ülkenin demokratikleştirilmesidir” cümlesiyle başlar.
Türkiye İşçi Partisi’nin 26-28 Şubat 1977 tarihinde yapılan 1. Büyük Kongresi’nde oybirliği ile almış olduğu kararlarda ”güncel görev” konusunda bir adım daha ileriye gidilerek ”demokrasi mücadelesi aynı zamanda emperyalizme karşı mücadele ile birlikte verilmelidir. Demokrasi mücadelesi anti-demokratik eğilim ve uygulamaların ekonomik kaynaklarının kurutulmasını da hedef almalıdır” denilmektedir. Yani Türkiye İşçi Partisi’nin 1. Büyük Kongresi oybirliğiyle,anti demokratik eğilim ve uygulamaların ekonomik kaynaklarının kurutulamaması durumunda demokratikleşmenin başarılı olamayacağını belirtmiştir. İddia sahiplerinin oluşturduğu ”taraf” da bu kongrede oybirliğiyle alınmış olan kararlara katılmıştır.
Anti demokratik eğilim ve uygulamaların ekonomik kaynaklarının kurutulmasının hedef alınabilmesi için bu hedeflerin neler olduğuna ilişkin bir somutlama çalışması yapmak gerekirdi elbette. Demokratikleşme İçin Plan 1978-82 çalışması ile de anti demokratik eğilim ve uygulamaların ”ekonomik kaynaklarının kurutulmasının hedef alınması” görevinin gerçekleştirilmesi için gerekli dayanaklar olabilecek en yetkin bir biçimde somutlanmış oldu. (Bu konuya yukarıdaki ”Plan ve Demokratikleşme” bölümünde de değinilmişti.)
Plan çalışmalarının Merkez Yönetim Kurulu tarafın ele alındığı 1978 yılı faşist saldırıların yoğunlaştığı, katliamlar boyutlarına ulaştığı bir yıldır. Bu yıl içerisinde demokratik güçler ve bu arada Türkiye İşçi Partililer çok sayıda yoldaşlarını faşist saldırılar sonucunda yitirdiler.
Boran 7 Ocak 1979 tarihinde yapmış olduğu konuşmada, ”ilerici, sol, sosyalist hareketleri hedef alan terörizmin arkasında ‘bir merkez vardır’; bu operasyon, biçimi ve kapsamı açıkça bilinmeyen, ama varlığı şüphe götürmez bir ‘gizli iktidar odağı’ tarafından planlanıyor, yürütülüyor ve uygulanıyor” diyordu. Planın basına tanıtıldığı 7 Şubat 1979 tarihinde ise CHP iktidardadır, ama emperyalizmle ve büyük sermaye ile uzlaşma politikası nedeniyle faşist saldırılara ve cinayetlere neredeyse seyirci kalmaktadır. Planın tanıtım toplantısından çok kısa bir süre sonra 24-26 Şubat 1979 tarihinde yapılan Türkiye İşçi Partisi 2. Büyük Kongresi’nde Genel Başkan Behice Boran şunları söylüyordu: ”Ülke ekonomisinin boyutları gitgide derinleşen bunalımı, politik yaşamı da temelinden sarsmakta ve köklü değişikliklere götürmektedir. Ülkeyi alışageldiği gibi yönetemeyen burjuvazi sınıfsal konumunu güçlendirmek ve bunalımın yükünü işçi ve emekçilere yıkabilmek için faşist terörü tırmandırmakta ve faşizm tehdidini güçlendirmektedir. Milliyetçi Cephenin iktidara gelmesiyle kurumlaşmaya başlayan faşist terör, geçtiğimiz yıl yakın tarihimizde bir benzeri olmayan kitle kırımlarına kadar uzanmıştır.” 2. Büyük Kongre’de alınan kararlarda, ”Faşist tırmanışın hızlandırılmasının ve faşizm tehdidinin, tekelci, büyük sermayenin ve büyük toprak sahiplerinin, sömürü düzenini kısıtlı demokrasi ortamında dahi sürdürmekte çektikleri zorluğun sonucu olduğu kadar, bir yanıyla da emperyalizmin baskı, tertip ve planlarının bir parçası ve sonucu olduğu, bu durumu dikkate almanın faşizme karşı mücadelenin başarıya ulaştırılmasında artan bir önem kazandığı” belirtildikten sonra, ”ulusal bağımsızlık ve demokratikleşme mücadelesinin ancak anti-demokratik eğilim ve uygulamaların ekonomik kaynaklarına yönelmekle, işbirlikçi, tekelci büyük sermayenin, büyük toprak sahiplerinin ekonomik ve politik egemenliğini sınırlamak ve giderek etkisiz kılmakla kalıcı sonuçlara ulaşabileceği” yeniden vurgulanmıştır.
1977 yılında partinin 1. Büyük Kongresi’nin oybirliğiyle belirlemiş olduğu demokratikleşme mücadelesi ve onun ekonomik dayanaklarını hedef alma görevi 1978-1979’da daha da aciliyet ve önem kazanmış durumdaydı. Yukarıda belirtildiği gibi, 2. Büyük Kongre’sinde Türkiye İşçi Partisi, DİP 78-82’nin basına tanıtımının yapıldığı günlerde, 1. Kongresi’nde izlemiş olduğu politik hattı devam ettirmiş ve günün koşullarında daha da somutlamıştır.
1977 yılı içinde çalışmaları başlamış, 1978 yılında tamamlanarak Merkez Yönetim Kurulu’na iletilen, 1979 yılının başında basına sunulmuş olan yapıtın Demokratikleşme İçin Plan 78-82 adını taşımasından ve içeriğinin demokratikleşmeye yönelik olmasından daha anlaşılır ve doğal ne olabilir? Faşist tehlikenin yaklaştığı günlerde, Türkiye İşçi Partisi bu tehlikeyi bütün boyutlarıyla kavramış, 1980 darbesinde ortaya çıkacak olan askeri-faşist cuntayı planın kamuoyuna sunulduğu 1979 yılında ”gizli iktidar odağı” olarak teşhis etmiş ve tehlikenin kaynağı olarak göstermişti. Bu tehlikeye karşı mücadeleni siyasal platformunun tanımlaması ve ayrıca bu mücadelenin ekonomik dayanaklarının DİP 78-82 ile yetkin bir biçimde somutlanması ancak partinin görevini hakkıyla yapmış olmasının bir göstergesi olabilir.
Son olarak planın iyi değerlendirilmediği eleştirisine değinmekte yarar var. Yukarıda da belirtildiği gibi 7 Şubat 1979 tarihinde plan basına tanıtılmıştır. 12 Eylül 1980 tarihinde de bilindiği gibi askeri faşist darbe gelmiştir. Aradaki bu dönemi kısaca hatırlamakta yarar var: 120 kişinin öldürüldüğü Kahramanmaraş katliamı 19-26 Aralık 1978 tarihinde gerçekleşti. Ardından 13 ilde sıkıyönetim uygulaması başladı. Faşist saldırıların yoğunlaştığı 1978 yılında 831, 1979 yılında ise 12 Kasım’a kadar 1013, 12 Kasım’dan 30 Nisan’a kadar 1361 kişi öldürüldü. Türkiye İşçi Partisi’nin bazı üyeleri de bilindiği gibi bu saldırılarda yaşamlarını yitirdiler. Bu dönemde TİP’in pek çok il ve ilçe örgütüne, yerel yöneticilerin evine faşistler tarafından saldırıldı, parti binalarına bomba konuldu, parti yerel yöneticileri-üyeleri öldürüldü, yaralandı. Kolluk kuvvetleri de partinin çeşitli il ve ilçe merkezlerini bastılar. TİP’in de aralarında bulunduğu sosyalist partilerin genel merkezlerine saldırıldı. DİP 78-82’nin yayımlandığı günlerde yapılan K.Maraş katliamını başka katliamlar izledi. 30.11.1979 tarihinde Genç Öncü kapatıldı. Bu arada Töb-Der’in, TÜTED’in de aralarında bulunduğu bazı kitle örgütleri ve bazı yayınevleri, dergiler, gazeteler kapatıldı ya da gazeteciler cezaevine konuldu. DİP 78-82’nin basına tanıtıldığı günden neredeyse bir yıl sonra 23.1.1980’de TİP Başkanlık Kurulu ”demokratik güçler için yitirilecek gün yoktur” diyerek çağrıda bulundu.
Bu arada TİP 2. Büyük Kongresi’ni ve İl Temsilcileri Toplantılarını yaptı. 1 Mayıs 1979’da TİP Genel Başkanı Boran ve partili arkadaşları 1 Mayıs kutlamalarının yapılmasını engellemek için sıkıyönetim tarafından konulan sokağa çıkma yasağını protesto için sokağa çıktıkları için tutuklandılar ve 21 gün hapis yattılar. 14 Ekim 1979 ara seçimleri yapıldı. 200’e yakın parti üyesi gözaltına alındı; bazı partililere işkence yapıldı. Parti içinde genel tartışma açıldı. TİP Merkez Yönetim Kurulu Tek Parti Tek Cephe adlı belgeyi yayımladı. TİP Genel Başkanı Boran yaptığı radyo-televizyon konuşması nedeniyle yargılandı (ve daha sonra bu davadan 8 yıl 9 ay ceza aldı). Ve son olarak parti merkez yönetiminde bir ayrışma oldu ve parti uzunca bir süre içe kapandı.
Buna karşın, DİP 78-82’nin basın mensuplarına verilen bir yemekle tanıtılmasından sonra bazı gazetecilerden aşağıdaki olumlu tepkiler geldi.
Emin Çölaşan: Bu girişim kutlanmaya ve övgüye değer bir davranıştır.
Yalçın Doğan: Böyle bir çalışma ilk kez gerçekleştirilmektedir.
Teoman Erel: TİP, tutarlı ve ciddî bir adım atmıştır.
Yılmaz Gümüşbaş: Emekçi kitlelerin seferber edilmesine yönelik bu girişimi kutlarım.
Uluç Gürkan: Bu planın, sürekli olarak yenilenip geniş kitlelerin dikkatine sunulması gerekir.
Müşerref Hekimoğlu: Bu yapıt demokrasi savaşının gerçek öncüleri tarafından benimsenecektir.
Ahmet Kahraman: Demokratikleşme İçin Plan gerçekçidir, slogancı değildir.
Mahmut Tali Öngören: Bu belge demokratikleşme yolunu açmaktadır.
İlhami Soysal: Bu Plan diğer partilerin havanda nasıl su dövdüklerini gösteriyor.” (Yürüyüş Dergisi, 13/02/79 s.201 sf.9)
Mustafa Ekmekçi: Kuşkusuz bu yapıt, şimdiye değin örneği görülmemiş bir başlangıç. (Yürüyüş Dergisi 20/02/79 s.202 sf.11)
Türkiye İşçi Partisi’nin bazı bildirilerinde DİP 78-82’in tanıtılmasının yanısıra, 14 Ekim 1979 seçimlerinde radyo-televizyon konuşmalarında konuşmacılar plan hakkında konuştular. DiP 78-82 ile ilgili olarak parti yayınlarında yazılar yazıldı. CHP’li Köy İşleri Bakanı Ali Topuz partisinin bir toplantısında 4. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın TİP tarafından hazırlanmış DİP 78-82’den daha iyi olduğunu öne sürdü; TİP tarafından gereken cevap verildi.
DİP 78-82 demokratik güçlerin ortak mücadelesi için bir silah olarak düşünülmüştü ancak gerek solun içine çekildiği sıcak çatışma ortamı gerekse soldaki kökleşmiş önyargılar DİP 78-82’nin diğer bazı demokratik güçler tarafından sıcak karşılanmasını engelledi.
Bütün bunları dikkate almadan DİP 78-82’nin yeterince değerlendirilemediğini söylemek yanlış olur.
Demokratikleşme İçin Plan’da Enerji Sorunu
Dışa Bağımlılık Zinciri Kırılmalıdır
Türkiye İşçi Partisi tarafından yayınlanan Demokratikleşme İçin Plan adlı Çalışma, dünyada herhangi bir siyasal parti tarafından şimdiye dek benzeri ortaya konmayan bir ürün. Plan hiçbir büyük iddia taşımıyor. Çözümlemeler ve verilerin kesinlikle doğru olduğu öne sürülmüyor. Çalışmanın tümüne egemen olan ve gösterilmeye çalışılan gerçek şu: Türkiye toplumunun demokratikleşmesi ve sosyalizme giden yolların açılması için gerekli maddi temellerin yaratılmasına bugünden başlanabilir. Bu temellerin yaratılması mümkündür ve önümüzdeki beş yıl içinde bu görev büyük ölçüde başarılabilir. Yukarıda söylenenin aksine bu büyük ve düşsel bir iddia gibi görünebilir. Ama yapılabilirliği kanıtlanınca, bu hedefe erişmenin mümkün olduğu gösterilince Türkiye İşçi Partisi’ne dost olsun, düşman olsun herkesin üzerinde ciddiyet ve dürüstlükle düşünmesi gereken bir sorun ortaya çıkıyor: Herkesin kendi kendisiyle hesaplaşıp böyle bir hedef gösteren parti karşısında tutumunu iyice belirlemesi.
Sorun
Birçok ülke gibi Türkiye’nin de etkilerini çok yakından duyduğu enerji sorunu, halkımızın yüzde 97’sinin gerekli en az ısınmayı sağlayamamasından tutun da enerji sektörünün emperyalizme bağımlı olmasına kadar çok geniş bir sorunlar dizisini kapsıyor. 1950-75 yılları arasında bütün çıplaklığıyla gözlenen olgu, konuya yaklaşmak için en elverişli nokta. Bu yıllar arasında Türkiye’de petrol tüketiminin artış hızı, toplam enerji tüketimi artış hızının çok üstünde. 1975 yılı verilerine göre Türkiye’de enerji tüketimi içinde en büyük pay yüzde 51 ile petrol ürünlerine ait. Petrolün bu denli büyük öneme sahip olması için uzun yıllar boyunca bilinçli bir biçimde uygulanan politikanın sonucu olarak kendi öz kaynaklarımız olan linyit ve hidrolik enerji üretim ve tüketimi gelişememiş. İşte Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu enerji sorununun bir yönü bu. Yani enerji üretim ve tüketiminin büyük ölçüde ithal malı olan petrole bağımlılığı.
Sorunun ikinci yönü ise yeterli enerji üretilememesi. Veriler şu gerçeği de açık olarak ortaya koyuyor: Türkiye’de enerji üretimi giderek azalan bir hızla artarken, enerji tüketimi artan bir hızla artmaktadır. Dolayısıyla yapılan tahminlere göre, 1990’lara gelindiğinde Türkiye’de üretilen enerji toplam enerji talebinin yarısını bile karşılamayacak. O halde çözüm sorunun bu iki yönünü de dikkate almalı; bir taraftan enerji üretimini artırırken, diğer taraftan da dışa bağımlılığı azaltmalı ve giderek ortadan kaldırmalı.
Elektrik Enerjisi
1950-1976 yılları arasında elektrik enerjisi üretiminin hangi kaynaklardan yapıldığına ve elektrik enerjisinin tüketim alanlarına bakarak sorunu biraz daha yakından incelemiş oluruz. Verilerin gösterdiğine göre bu dönemde termik kaynaklardan üretilen elektrik enerjisinin payı yüzde 96’dan yüzde 54’e düşerken, hidrolik kaynaklardan üretilen elektrik enerjisinin payı da yüzde 4’ten yüzde 46’ya yükseliyor. İlk bakışta sevindirici gibi görünen bir durum. Gerektiği gibi kullanılmadığı söylenen su kaynaklarımızın giderek daha artan ölçekte kullanıldığını gösteriyor. Ama toplam elektrik üretiminde payı giderek azalan termik kaynakların üretime katkılarına bakarsak görüyoruz ki taş kömürünün payı yüzde 69’dan yüzde 7’ye doğru hızla düşer ve linyitin payı yüzde 16-17 dolayında sabit kalırken, petrol üretiminin payı yüzde 8’den başlayarak sürekli olarak artmakta.
Genel enerji sorununun bir bölümünü oluşturan dışa bağımlılık açıkça görülüyor. Sorunun diğer yönü olan yetersiz elektrik üretiminin sonuçlarını ise hergün saatlerce katlanmak zorunda kaldığımız elektrik kesintileri ile görüyoruz. Acaba elektrikler neden kesiliyor? Bunu yanıtlamak için elektrik enerjisinin nerelerde kullanıldığına bakmak gerekiyor. Toplam enerji tüketiminin ortalama yüzde 13’ü konutlarda, yüzde 6’sı ticarethanelerde, yüzde 4’ü resmi dairelerde, yüzde 1’I ulaşımda, yüzde 2’si sokak aydınlanmasında kullanılıyor. Geriye kalan yüzde 74’ünü sanayi kullanıyor, hem de çok ucuz fiyatla. Bu büyük oranın çok büyük bölümünü de tüketim malları üreten dokuma, deri, giyim eşyası, besin sanayileri tüketiyor. Yapılan hesaplamalara göre sanayinin elektrik tüketimine konulan kısıtlamanın yüzde 5 oranında artırılması sanayii çok etkilemeyecek ama halkımızı bezdiren kısıntıları sona erdirebilecek.
Elektrik tüketimi ile ilgili bir başka nokta da nüfusumuzun yüzde 47’sinin yani 20 milyona yakın insanımızın elektrikten hiç mi hiç yararlanamaması. Diğer taraftan Karadeniz, Güneydoğu Anadolu ve yurdumuzun ikinci en büyük elektrik üreticisi olan Doğu Anadolu bölgelerinin toplam enerji tüketimi içindeki payları giderek azalıyor. Ucuz elektrik sağlayan özel kesim Ege, Marmara ve Çukurova’da elektrik enerjisine dayalı, tüketim malları üreten fabrikalar kurarken Doğu Anadolu insanı giderek daha az elektrik kullanmaya zorlanıyor. Özel sektöre elektrik bulacağız diye Seydişehir Alüminyum Tesislerinin yarısı durduruluyor, çimento sanayiinin kapasitesi düşürülüyor.
Nükleer Enerji
Yakın geçmişte petrol fiyatlarının artmasıyla birlikte daha da önem kazanan enerji sorununa çözüm bulmak için birçok ülkenin yöneldiği yeni enerji kaynakları arasında nükleer enerji de var. Yurdumuzda da bir nükleer santral kurulması yolunda girişimler görülüyor. Türkiye için önerilen santral yakıt olarak zengin uranyum kullanan ve hafif su soğutmalı bir reaktöre sahip olacak. Türkiye’de bilinen uranyum rezervleri eğer işletilebilirse böyle bir reaktörü ancak 37 yıl besleyebilecek durumda. Halbuki yurdumuzda dünyanın en zengin toryum rezervlerinin bulunduğu da biliniyor. Yakıt olarak toryum kullanan yüksek sıcaklıklı reaktörlerin yurdumuz için çok daha uygun nitelikte olduğu apaçık belli.
Yakıt ve reaktor tipi sorunları bir kenara bırakılsa bile nükleer enerji konusuna son derece dikkatle yaklaşmak gerekiyor. Nükleer enerji üretici santrallerin kuruluş sürelerinin 8-12 yıl gibi çok uzun olması, çevre kirliliği sorununa hala yeterli bir çözüm bulunmayışı ve ekonomik ömrünü tamamlayan santralin tehlikeli radyasyondan nasıl arındırılacağı gibi önemli sorunlar batı ülkelerinde nükleer santral siparişlerini durdurduğu gibi, eskiden verilmiş olan siparişlerin de iptali sonucunu doğuruyor. Dolayısıyla, bu sorunlara kesin çözümler bulunmadıkça Türkiye’de nükleer enerji üretmeye kalkışmak yanlış ve zararlı bir girişim olacak.
Petrol
Türkiye’de petrol tüketimi her beş yılda iki katına çıkacak biçimde hızla artarken, yurtiçi petrol üretimi artmamakta, gerilemektedir. Artan tüketim talebini karşılayabilmek için petrol ithalatı sürekli olarak artmaktadır. Petrol fiyatlarının da hızla yükselmesi sonucunda Türkiye bugün zaten zorlukla ihraç ettiği mallardan elde ettiği döviz gelirlerinin neredeyse yüzde 60’a yakın bir bölümünü petrol satın almak için kullanmaktadır. Yurtiçi üretimin artmamasının belli başlı nedeni TPAO’nun çeşitli biçimlerde engellenerek petrol arama ve çıkarma faaliyetlerinin etkisizleştirilmesidir. En yaygın görülen engelleme biçimi, yabancı sermayeli petrol şirketlerinin petrol bulunan veya bulunabilecek bölgeler için arama izni alması ve hiçbir arama faaliyeti göstermeyerek bu bölgeleri TPAO’ya kapatmasıdır. Dolayısıyla da, petrol kaynaklı enerji üretimi sorununun bir yönü yurtiçi üretiminin artırılması sorunudur.
Başarılması gereken ikinci iş ise petrolün başka enerji kaynakları tarafından ikame edilmesidir. Yapılan hesaplar doğru ise bugünkü koşullarda yurdumuzda tüketilen petrolün yüzde 43’ü yerine başka enerji kaynakları kullanılabilir. Kullandığımız petrol ürünleri arasında miktar olarak birinci sırayı yakıt yağı (fuel oil) alıyor. Yakıt yağı üretimi 1960 yılından 1975 yılına kadar tam 23 misli artmıştır. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın bu hızlı bir artıştır. Nedeni de elektrik üretiminde giderek daha çok kullanılması, sanayide işletme, bakım, depolama kolaylıkları yüzünden kömüre tercih edilmesi ve büyük kentlerde konutlarda ısı kaynağı olarak kullanılmasıdır. Devlet kuruluşları da petrol tüketiminin artırıcı bu gidişe yardımcı olmuşlardır. O kadar ki çimento fabrikalarında kömürle çalışan döner fırınlar yakıt yağıyla çalışır duruma getirilmiştir. Açıkça görülüyor ki petrol tüketimini artırmanın ilk ve zorunlu adımı yakıt yağı tüketimini azaltmaktır.
Çözüm
Demokratikleşme İçin Plan’da Türkiye’nin enerji sorunu genel çizgileriyle böyle sergileniyor. Enerji tüketimini artırmak ve ithal malı petrole bağımlılıktan kurtulmak için ise su kaynakları ve linyitten enerji üretimine ağırlık verilmesi öneriliyor. Bu da toplam su kaynaklarının büyük bir bölümüne sahip olan Doğu Anadolu’ya geniş ölçekte yatırım yapılmasını gerektirdiği gibi ekonomik olarak kullanılabilir rezervlerin yüzde 80’inin özel ellerde bulunduğu linyit madenciliğinin tümünün devletleştirilmesini gerektiriyor.
Demokratikleşme İçin Plan, 1982 yılına kadar enerji sektörüne yapılacak yatırımların tümünün kamu eliyle yapılmasını öngörüyor. Beş yıl içinde enerji sektöründe yapılacak 1976 fiyatlarıyla 163 milyar liralık yatırım toplam sabit sermaye yatırımlarının yüzde 9.1’ini oluşturacak ve bunun 116 milyar liralık bölümü makina yatırımı olacak. Bu yatırımlar sonucu enerji sektörünün 1977 yılında 14.4 milyar lira olan üretim değeri 1982 yılında 32.2 milyar liraya yükselecek. Enerji sektörünün toplam üretim içindeki payını beş yılda yüzde 1.2’den yüzde 1.63’e çıkaracak olan bu artış, enerji sektörü üretiminin yılda ortalama yüzde 18 dolayında büyümesini gerektiriyor. Bu büyüme hızı, Demokratikleşme İçin Plan’da sanayi kesimi için öngörülen büyüme hızları arasında madencilik kesiminden sonraki en yüksek hız. Enerji kesiminde katma değerin yıllık büyüme hızı ise yüzde 21 ve madencilikten sonra gene en yüksek büyüme hızı.
Bütün bunların yapılabilmesi için Türkiye’nin sosyalizme geçmiş olması gerekmiyor. Bir burjuva iktidarına bile, işçi sınıfının ve emekçi kitlelerin gücüyle bu önlemlerin dayatılması mümkün.
A. Sinan Korkut(Orhan Kurmuş), Demokratikleşme İçin Plan’da Enerji Sorunu, Dışa Bağımlılık Zinciri Kırılmalıdır. Yürüyüş Dergisi sayı 202, 20 Şubat 1979)
|