Tarayıcınızda JavaScript özelliği kapalıdır!

TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ GENEL YÖNETİM KURULU ÜYESİ

PROF. SADUN AREN’İN KONUŞMASI

6 Ekim 1965

Emekçi ve aydın arkadaşlar,

Memleketimizin temel davası iktisaden kalkınmak ve dünyanın ileri memleketlerinin seviyesine hızla ulaşmaktır. Bu bir taraftan dünya memleketleri arasında bağımsız varlığımızı muhafaza etmenin şartıdır, diğer taraftan da sosyal adaleti sağlamanın, halkımızı yoksulluk ve sefaletten kurtarmanın tek yoludur.

Şunu kafalarımıza iyice sokmalıyız ve hiçbir zaman unutmamalıyız ki, gerçekten bağımsız bir millet olabilmemizin ve diğer memleketlerle eşit olarak dostluk ve komşuluk yapabilmemizin tek şartı, iktisaden onların seviyesine çıkmak, en azından bu yolu tutturmuş olmaktır. Ne fertler ne de devletlerarasında kendi işlerini kendi yürütemeyen, başkalarının yardımına muhtaç olanlara eşit muamele yapılmaz. Demek ki bir kere bu bakımdan hızla kalkınmaya mecburuz.

Ancak kalkınabilmek için her şeyden evvel kalkınmanın ne demek olduğunu iyice bilmemiz lazımdır. Kalkınmak yabancıların yardımlarına muhtaç olmadan milli gelirimizi hızlı ve devamlı olarak artırabilecek bir iktisadi bünyeye sahip olmak demektir. Demek oluyor ki, kalkınmanın mühim noktası iktisadi bağımsızlığı sağlamak, bunu sağlama yoluna girmektir. Ancak bu takdirde gelirimizi artırmak kendi elimizde olur ve kendi gayretlerimize bağlıdır. Aksi halde gelirimizi artırmak yabancıların lütuf ve ihsanına bağlı kalır.

Arkadaşlarım,

İktisadi bağımlılığı hedef alan gerçek kalkınmanın yolu nedir acaba? Bunun tek cevabı vardır: İleri memleketlerin üretim yaparken kullandıkları teknikleri, makineleri, bilgileri, kendi memleketimizde de kullanmak. Bunun üstünde niçin durduğuma belki şaşacaksınız. Çünkü aklın gösterdiği tek yolun bu olduğu gün gibi aşikârdır. Fakat Türkiye’nin geri kalmasında yararı olan yabancılar ve onlarla menfaat birliği eden bazı kendi yurttaşlarımız böyle düşünmüyorlar. Onlar diyorlar ki, Türkiye az gelişmiş bir memlekettir. Sermayesi az iş gücü çoktur. Bu sebepten ileri memleketlerin kullandığı teknikler, usuller bize uymaz. Biz kolay ve basit işler yapmalıyız, kullanmalıyız.

Hem bu şekilde düşünmek, hem de ileri memleketlere yetişeceğiz demek akıl alacak bir düşünce değildir. Bu, hem at arabasıyla gideceğim hem de otomobille gidene yetişeceğim demeye benzer. Bu zihniyet, geri kalmışlığı, kalkınamayacağımızı peşinen kabul etmek demektir.

O halde arkadaşlar, kalkınmamız için en ileri tekniklere göre, çok büyük, ileri memleketlerdeki rakipleriyle boy ölçüşebilecek kadar büyük fabrikalar ve tesisler kurmaya mecburuz. Halbuki memleketimizde bu çapta fabrika ve tesisler kuracak güçte sermayedar yoktur. Böyle bir sermayedar sınıfı devlet eliyle yetiştirmeye de Türk milleti hiç niyetli değildir. 1950-1960 devresinde böyle bir şey yapmak, yani her mahallede milyoner yetiştirmek denenmiş fakat bunun sonu, hepimizin bildiği gibi bir ihtilal olmuştur.

Kaldı ki arkadaşlarım, sermaye sahibi kimselerin pek azı sınaî tesisler, yani fabrikalar kurmaya heveslidir. Bunların da ekseriyeti, ambalaj ve montaj cinsinden basit işlere rağbet etmektedir. Bunlar hep bildiğimiz gerçeklerdir.

Bu gerçekler karşısında, memleketin kalkınmasında özel sektörü esas almak, yani fabrikalarımızı sermayedarlara yaptırmak çıkar bir yol değildir. Bu yolla kalkınmaya imkân yoktur. 40 yıllık kalkınma tecrübemizde bu hükmü doğrulamaktadır. 40 yıllık çabadan sonra, hep özel sektörü esas aldığımız için, bugün gene geri kalmış bir memleketiz ve daha korkuncu bugün gene yabancı sermayenin pençesine düşmüş bulunuyoruz. Kurtuluş savaşımızdan sonra büyük Atatürk’ün kökünden söküp attığı kapitülasyonlar ve yabancı sermaye 1950’den sonra gene yurdumuza gelmeye başlamış ve başta petrolümüz olmak üzere hemen her sahaya el atmıştır.

Bu bir tesadüf değildir. Bu, özel sektör eliyle kalkınma politikasının mantıki zarureti kaçınılmaz sonucudur.

Bakın niçin:

Memleketimizde hem nüfus artmakta hem de halkımız daha iyi yaşamak istemektedir. Buna karşılık özel sektör güçsüzdür. Bu ihtiyaçları karşılamak için yeteri kadar fabrika kurup iş sahaları açamamaktadır. Halbuki Özel sektör düzeninin muhafazası için, halkın az çok memnun edilmesi, işsizlerimizin hiç değilse bir kısmına iş bulunması lazımdır. İşte bunun için yerli özel sektör, yabancı özel sektörü imdadına çağırmak zorundadır. Çünkü çağırmazsa kendisi batacaktır. Ve yabancı sermaye memlekete girmeye başlayınca artık bağımsızlıktan bahsetmekte güçleşir.

Demek ki arkadaşlar,

Yabancı sermaye, yani yeni emperyalizm memleketimize zorla ya da hile ile girmedi onu yerli sermayedarlar ve onların ağır bastığı hükümetler çağırdı.

Yabancı sermayenin zararlarını, bizi nasıl sömürdüğünü burada bir bir anlatmaya zaman müsait değil. Onun için sadece yabancı petrol kumpanyalarının artık tamamıyla ortaya çıkmış olan sömürücülüğünü hatırlatmakla yetiniyorum. Adalet partisi idarecilerinin yabancı sermayenin memlekete akmasını istemelerini bunu bir kalkınma yolu olarak halka takdim etmelerini dehşetle görüyoruz. Yabancı sermayenin memleketimizdeki fabrikaları bizim değildir. Türk toprakları üzerinde kurulmuş olmaları bu gerçeği değiştirmez. Almanya’da Türk işçilerini çalıştırdıkları bir fabrika ne kadar bizimse, bu fabrikalar da o kadar bizimdir.

Arkadaşlarım,

Fakat işin daha fenası, asıl felaket yabancıların memleketteki fabrikaları, tesisleri arttıkça devlet idaresinde de ağır basmalarıdır. Bunun sonu millet olarak, devlet olarak, silinip gitmektir. Tüm müstemleke olmaktır. Ama 20. yüzyılın 2. yarısına yaraşır bir müstemleke, modern bir müstemleke, müstemleke olduğunu bilmeyen bir müstemleke.

Arkadaşlar,

Demek oluyor ki, özel sektör esas alınırsa ve yabancı sermayeye kapılarımızı açarsak sonumuz budur.

Çıkar yol, gerçekten ve hızlı kalkınma yolu. Büyük fabrika ve tesisleri millet malı olarak kurmak ve işletmektir. Yani kalkınma da kamu sektörünü esas almaktır. Özel sektör gücünün yettiği küçük çapta işleri yapar. Ve millete yararlı olduğu müddetçe devam eder.

İşte Türkiye İşçi Partisi’nin iktisadi kalkınma görüşü budur. Bu görüşte yabancıların memlekette fabrika kurmalarının yeri yoktur. Buna kesin olarak karşıyız. Fakat kredi şeklindeki yabancı sermayeden, hesabımıza gelirse elbette yararlanmak isteriz.

Arkadaşlar,

Böyle bir iktisadi sistem, böyle bir kalkınma yolu elbette ki sermayedarların, toprak ağalarının ve emeksiz para kazananların benimseyeceği sistem, gidecekleri yol değildir. Çünkü bu yol onların menfaatlerine aykırıdır. Bu yola ancak hayatını emeğiyle kazananlar gider. Bu sebepten karşımızdaki bütün partiler özel teşebbüsü esas almışlardır. Ve yalnız Türkiye İşçi Partisi emekçi halkımızın partisi olduğu için açıkça ve kesinlikle bu yolu tutmuştur.

Arkadaşlar, bu husus davalarımızın can alacak noktasıdır. Kamu sektörü esas alınınca bugünkü dertlerimizin şikâyetlerimizin pek çoğu kendiliğinden ortadan kalkar; gerçekten bir plancılık yapılabilir. Vurgunculuk, devlet eliyle adam zengin etme, döviz kaçakçılığı, vergi kaçakçılığı, büyük suistimaller kısacası sömürücülük düzeni ortadan kalkar. Çünkü bunlara ne imkân ne de lüzum kalır. Çünkü bu kötülükler özel sektör düzenindedir.

Kalkınma olacağı için de halk yararına işler yapılabilir. Okullar, hastaheneler çoğaltılır. Ücretler, maaşlar, kazançlar artar, ve de gerçekten tam bağımsız oluruz. İktisaden bağımsız olmak otarşi demek değildir. Dünya ile alışverişini kendi gücüyle yürütmesi demektir.

İşte arkadaşlar, bizim anladığımız Türkiye İşçi Partisi’nin anladığı milliyetçilik, memleket severlik budur. Yani milli bağımsızlığımızı titizlikle savunarak memleketimizin sömürülmesini önlemek ve iktisaden gerçek ve sağlam bir kalkınma yoluna girmektir. Irkçı, Turancı, Kafatasçı çeşidinden sözde milliyetçiliği kesin olarak reddederiz. Bunlar halkımızı bölücü ve dikkatleri asıl meseleden uzaklaştırıcı olduğu için aynı zamanda bağımsızlığımız ve mutluluğumuz için büyük tehlike teşkil ederler.

Yurttaşlarım,

İşte Türkiye İşçi Partisi, budur. Böyle bir partiye, siyasi rakip değil, düşman gözüyle bakanlara, tuttuğu yolu aklına uygun gelmediği için beğenmeyenlere değil, fakat onu senin gözünden düşürmek seni de ona karşı kapkara düşman etmek için bin türlü iftira atanlara, Türkiye İşçi Partisi’ne komünisttir, dinsizdir, diyenlere sende bir bak, ama iyice bir bak, tepeden tırnağa kadar bir bak, KARŞINDA BİR HALK DÜŞMANI GÖRECEKSİN.

Yurttaşlarım, Türkiye İşçi Partisi 51 ilde ve teşkilatı olsun olmasın bu illerin bütün kaza ve köylerinde seçimlere girmektedir. Çarklı başaklı işaret Türkiye İşçi Partisi’nindir.