TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ ÜYESİ MUZAFFER KARAN’IN KONUŞMASI 2 Ekim 1965 İşçiler, köylüler dar gelirli vatandaşlar, toplumcu aydınlar, Atatürkçü ve 27 Mayısçı Subay Kardeşlerim, Sayın yurttaşlarım. Kurtuluş Savaşı’ndan bu yana yıllar geçti. Atatürkçü kuşaklar birbirlerini kovaladılar. Nice altın yıllar yok oldu gitti. Bugün hâlâ aynı savaşın içinde geri kalmışlıktan kurtulma yollarını arama çabasındayız. Hâla özgürlüğe kavuşmak için kıvranıp duruyoruz. Çünkü Atatürk’ten, özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Türk ulusunun idaresinde söz sahibi olan partiler, bilerek, ya da bilmeyerek çeşitli yollardan gene emperyalist ve Kapitalist kuvvetlerin ağına düştüler. Kapitülasyonlar devri tekrar hortladı. Halkımız gırtlağına kadar borçlandırıldı. Kurtuluş Savaşı ile tüm özgürlüklerini kazanmış olan ulusumuz, kısa zamanda ekonomik özgürlüğünü yabancı devletlere kaptırdı. Onların bir uydusu haline geldi. Muhtaç ve boynu bükük duruma düşürüldü. Artık Atatürk ilkelerinden söz edilmez oldu. Devrimler yozlaştırıldı, bir kenara itildi. Devrim düşmanı yobazlar, halk düşmanı vurguncular, soyguncular birleşme yollarını buldular. Partiler, bu güruha sırtlarını dayayarak oy avcılığına başladılar. Yurt çıkarları ile, kendi çıkarlarının peşine düştüler. Ondan sonra da kişi çıkarları başladı. Çok geçmeden ezilen ve kulluğa terk edilen halk yığınlarının alın teri, göz nuru ve emeğinden geçinme yolunu bulan bir mutlu azınlık sultası ve bir soygun düzeni kuruldu. İç sömürgenlerle dış sömürgenler el ele vererek ortaklıklar meydana getirdiler. Türkiye’nin ekonomik kaynaklarına sahip çıktılar. Ulusal zenginliklerimiz yabancılara peşkeş çekilmeye başlandı. Açık ve gizli antlaşmalarla yabancılara bağlandık. Fakir Türk köylüsünün, işçisinin, emekçisinin bir senelik kazancının kat kat fazlasını bir gecede eğlence yerlerinde pervasızca yiyenler türedi. Her mahallede bir milyoner yaratılırken, açlık, kulluk ve yolsuzluklar gün geçtikçe çoğaldı. Böylece toplum düzenimiz alt üst olmaya başladı. Sayın yurttaşlarım, toplumların tarihi gelişim ve oluşumlarında daima bir akış vardır. Zaman, zaman köklü dönüşümlerle bu akışa yön vermek gerekir. Aksi takdirde, toplumların dengeleri bozulur. Çatışma ve gelişmeler meydana gelir. Zıtlıklar birbirlerini yiyerek yok etmeye başlarlar. Toplumların alt yapısında çatlamalar ve çöküntüler belirir. Artık, eski düzeni yeni bir düzenle değiştirmekten başka çare kalmamıştır. Daha büyük çöküntü ve patlamaların önünü almak gerekir. Devrimciler, farkında olsalar da, olmasalar da bu nedenler, onları kaçınılmaz devrimlere doğru iterler. Sevgili vatandaşlarım, 27 Mayıs Devrimi’de hızını ve hamle gücünü halktan alan bir itişle meydana gelmiştir. Çünkü, halkımız bu devrime en ufak bir tepki göstermemiş ve ondan yana çıkmıştır. Bu sebeple 27 Mayıs Devrimi’ni, tamamıyla halka dayanan, halkçı bir hareket olarak tanımlamak gerekir. Zira o, Kurtuluş Savaşımızın bir devamı, Kuvayi Milliye ruhunun yeniden şahlanması ve Atatürkçülüğün taşıp boşalışıdır. 27 Mayıs’ın gerçek nedenlerini, yıllar boyu açlığa ve yoksulluğa terk edilerek sömürülen halk yığınlarının ekmeğe ve özgürlüğe kavuşma çabalarında aramak gerekir. Her türlü hırsızlıkların, yoksullukların, özgürlüklerin ve kardeş kavgalarının kökleri, hep bu sömürme düzenlerinden beslenerek yoğunlaşırlar. Bugün bile toplumumuz, aynı nedenlerin etkileri altında sarsılmakta, bir çıkış ve bir kurtuluş yolu aramaktadır. Türk toplumunun temelindeki çatlamalara, ancak Anayasamızın ön gördüğü köklü dönüşümlerle çare bulunabilir. Bugüne kadar bu çatlak temel üzerine kurulan binaların duvarları şöyle dursun iktidar partilerinin yapıları, zihniyetleri ve tutumları, 27 Mayıs Anayasası’nın emrettiği reformlar ve sosyal çözüm yollarını gösteren Anayasamız daima ilerde, halktan kopmuş bu partiler ise geride kalmış, gericilik ve tutuculuk engellerini aşamamışlardır. Anayasa, halka dayanan halkçı bir planlamadan yanadır. Reformlardan yanadır. Sosyal devlet ilkeleri ile, gericiliğe ve tutuculuğa kapalı, yepyeni bir toplum düzeninden yanadır. Bu düzen, emekçi halkımızın söz sahibi olduğu 20. yüzyılın atom çağı düzenidir. Bu düzene ancak, toplumculuk metotları ile ulaşmak mümkündür. Bu sebeple Türkiye İşçi Partisi, diğer partilerin kapitalist yollarla kalkınma çabalarına karşıdır. Bu çabaları, boş yere harcanmış emek ve zaman kaybı olarak telakki eder. Sayın yurttaşlarım, Türkiye İşçi Partisi, 27 Mayıs devriminin temelinde yatan sosyal ve ekonomik zorunluluklardan doğmuş tek partidir. O, 27 Mayıs Anayasası’nın partisidir. Programı itibariyle, Atatürkçülüğün ve Anayasanın ön gördüğü devletçilik, devrimcilik ve halkçılık ilkelerini, toplum düzenimize en uygun ve en yararlı bir biçimde uygulamak isteyen bir partidir. Anti-emperyalist ve anti-kapitalist ilkeleri ile, Atatürkçülüğe ve Anayasaya içtenlikle bağlıdır. Tıpkı Atatürk gibi, her çeşit sömürücülüğün ve çıkarcılığın karşısında, alın teri, göz nuru ve emeğin yanındadır. Türkiye İşçi Partisi’nin 27 Mayıs öncesiyle bir ilişkisi yoktur. O, 27 Mayıs’ın bağrından doğmuş, 27 Mayıs Anayasası’nın partisidir. Geçmiş devirlerin vebalinden uzaktır. 27 Mayıs’tan sonraki mutlu günlerin ufkunda parlayan, gittikçe yükselen, yükseldikçe Türk toplumunu aydınlatan bir umut güneşidir. Yıllar boyu Türk ulusunun ağalık, derebeylik ve gericiliğin karanlıklarında kendi kaderi ile baş başa bırakmış olan diğer partilerin miyop gözleri, bu aydınlık karşısında elbette kamaşacaktır. O’nu karartmak isteyenler var ve olacaktır. Ama güneş, balçıkla sıvanamayacaktır. Bugünlere kadar uyutularak ezilen halkımız, artık gerçekleri görmeye ve değerlendirmeye başlamıştır. Diğer partilerin korkuları bundadır. Sataşmaları bundadır. Saldırıları bundadır. Fakat Türk toplumu karanlıklardan sıyrılıyor. Gün geçtikçe bilinçleşiyor. Yavaş yavaş bir Ulus uyanıyor. 27 Mayıs’ın nedenleri yüzeye çıkıyor. Bu nedenlerin doğurduğu Türkiye İşçi Partisi çığ gibi büyüyor. Sömürme düzeninin kıldan ince, kılıçtan keskin köprülerini aşarak Atatürk’ün, 27 Mayıs’ın ve Anayasanın gösterdiği hedeflere doğru metin adımlarla ilerliyor. Köylüsü ile, işçisi ile, dar gelirli vatandaşı ile, Atatürkçü gençliği ile, devrimci ve toplumcu aydınları ile el ele, omuz omuza, halk içinde, halkla beraber kurtuluş yolunda yürüyor. Bu yol, Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk’ün çizdiği yoldur. O’nun halkla beraber yürüdüğü yoldur. Ne mutlu halktan yana olanlara. |