Tarayıcınızda JavaScript özelliği kapalıdır!

TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ MERKEZ YÜRÜTME KURULU ÜYESİ

KEMAL NEBİOĞLU’NUN KONUŞMASI

7 Ekim 1965

İşçiler, ırgatlar, köylüler, zanaatkârlar, esnaflar, dar gelirliler, Atatürkçü gençlik, ilerici aydınlar,

Yurtdaşlarım.

Ben Türkiye İşçi Partisi’ni kuran 12 işçiden biri Kemal Nebioğlu. Partiyi 13 Şubat 1961’de kurduk.

Biz işçilerin 1947’den beri sendikalarımız vardı. Yeni Anayasa da grev hakkını getiriyordu. Çeşit çeşit siyasi partiler de mevcuttu. Hal böyle iken ayrıca bir İşçi Partisi kurmak lüzumunu niçin duyduk. Size bunu açıklayacağım.

Biz, her şeyi, bütün değerlerini yaratan işçiler, değil memleket idaresinde, çalışma hayatımızda, işyerlerimizde bile söz ve karar sahibi olamadık. Yıllarca yalnız işverenin patronun keyfine, çıkarına göre çalıştık. Çalışmak değil ezildik.

1936 İş Kanunu işçiye haklar değil işverene bazı mükellefiyetler yüklüyordu. Bunları yerine getirmek işverenin insafına kalmıştı. Devlet işçinin haklarını korumakla görevliydi. Ama sermaye çevreleri siyaset ve idarede daima işçilerden çok daha ağır basıyordu. Bunun içinde kanunun işçiden yana hükümleri uygulanmıyor, kâğıt üzerinde kalıyordu.

Sonra sendika hakkı geldi. Sendikalar kurduk. Fakat 14 yıllık sendika hareketi bize bir şey kazandırmadı. Aksine partiler siyasi mücadelelerine sendikaları oyuncak gibi kullandılar. Sonra Anayasamız grev ve toplu sözleşme hakkını getirdi; fakat tecrübelerimizle biliyoruz ki, bunlarda kanunlaşırken kısıtlanacak, bunlarda bir aldatmaca haline sokulacaktı.

Çünkü kanunlar bizden yana olmayanlar tarafından yapılıyor. Bizim hakkımızı Büyük Meclis’te savunmayı amaç bilmiş kimse yok. İşte bunun için, işçilerin, emekçilerin, bütün ezilenlerin özlemi bizleri öne itti. Yıllar yılı emekçi halkımızın çektiği kahırlara dur demek için, kendi öz partimizi kurduk. Emekçi halkımızın da subaşına geçmesi ve kanunların yapıldığı Büyük Meclis’e girmesi lazımdır. Ancak bu suretle başkalarından sadaka ister gibi hak istemekten kurtulacak ve iktidara ortak olacaktır.

İşçiler, ırgatlar, köylüler, zanaatkârlar, esnaflar, dar gelirliler, Atatürkçü gençlik, ilerici aydınlar,

Kardeşlerim,

İşçilerin ezilmesi hâlâ devam ediyor. Anayasamızda grev hakkı en geniş şekliyle tanındığı halde mevcut partiler grev hakkını kısıtlayıp kuşa çevirdiler. Üstelik patronlara, işçileri toptan sokağa atıp açlığa mahkûm etmek demek olan lokavtı Anayasada olmadığı halde tanıdılar. Bu da yetmiyormuş gibi, grevlerde netice alacağımız sırada, karşımıza hukuk oyunları ile, bu da olmazsa polis, jandarma hatta asker kardeşlerimizle çıkıyorlar. Dövdürüyorlar, hattâ kurşunlatıyorlar. İşte Kavel, İşte Zonguldak, işte Çan, işte İzmit tarım koruma ve işte Malatya grevleri. Bu mu demokrasi? Bu mu işçi haklarına saygı?

Nerede işsizlik sigortası?

Nerede iş emniyeti, kanunu?

Nerede tarım işçilerinin sigortalanması?

Nerede ucuz, sıhhi evlere yoksulların kavuşması?

Nerede Anayasamızın emrettiği insan haysiyetine yaraşır ücret?

Nerede iş güvenliği?

Nerede devletin sigorta primlerine iştiraki?

Nerede vergi adaleti?

Nerede halk çocuklarına eşit eğitim imkânı ve nerede herkese bedava doktor, bedava hastane, bedava ilaç?

Hastane kapılarında sürünüyoruz hâlâ.

İşte Türkiye İşçi Partisi iktidara gelince bütün bu meseleleri işçinin, emekçi halkımızın yararına çözecektir.

Bu gün mutlaka Meclise girecek bunları yaptıracak kadar da güçlenmiştir.

İşçiler, ırgatlar, köylüler, esnaflar, zanaatkârlar, dar gelirliler, Atatürkçü gençlik, ilerici emekten yana aydınlar,

Kardeşlerim,

Sizlere sesleniyorum. Karşı tarafın telaşı, saldırıları bundandır. Önce, taşlı sopalı saldırılarla bizi yıldırmak istediler, olmadı. Sonra hukuki yollarla seçimlere sokmamaya çalıştılar, olmadı. Bunun üzerine, öteden beri sürdüre geldikleri iftira kampanyasına şimdi büyük hız verdiler.

Halk, Anayasa ve demokrasi düşmanları Türkiye İşçi Partisi hakkında baştanbaşa yalan ve iftiralarla dolu gazete, broşür ve kitapları 100 binlerce basıp halkımıza dağıtıyorlar. Bunları yazanlar kim? Belli değil. Parayı nereden buluyorlar? Belli değil. Kime hizmet ederler? O belli, iç ve dış sömürgenlere.

Bu zavallılar isimlerini söylemekten, yazmaktan korkuyorlar. Hüviyetlerini gizliyorlar. Eğer yazdıkları doğru ve gerçek olsaydı böyle gizlenmezlerdi. Bu yazılanların her biri şahıslarımıza karşı işlenmiş suç vesikalarıdır. Bu varakpareler hakkında Türkiye İşçi Partisi dava açmıştır.

Türkiye İşçi Partisi komünistler tarafından kurulmuştur, diyorlar. Deminde söyledim. Türkiye İşçi Partisi’ni biz 12 sendikacı arkadaş kurdu, içimizde tek bir komünist yoktur. İşçi Partisi’nin üye ve yöneticileri içinde komünizmden mahkûm olmuş insanlar vardır diyorlar. Kesin olarak söylüyorum. Aramızda komünistlikten mahkûm olmuş tek bir kişi yoktur.

Yurtdaşlarım,

Bir de şunu düşünün, Türkiye İşçi Partisi komünist olsaydı, devlet radyosundan böyle konuşabilir, seçimlere girebilir miydik? Çünkü hepiniz biliyorsunuz ki kanunlarımıza göre komünist partileri yasaktır. Ve gene kanunlarımıza göre komünistlikten mahkûm olanlar, milletvekili adayı olamazlar.

Kardeşlerim,

Dün yolunu şaşırmış, senden kopmuş bir sendikacı Adalet Partisi adına radyodan konuştu. Dinledin mi? Adalet Partisi’nin, senin dertlerine deva olacak ne gibi işler yapacağı konusunda tek bir şey söyledi mi? Hayır... Tuttu sana Amerika’nın ve özel sektörün, yani patronların methiyesini yaptı. Övdü onları.

Amerikan işçisi, kendi memleketinin gelirlerinin %76’sını alırmış. Tutalım öyle olsun. Bundan bize ne? Türkiye’deki Amerikan şirketleri, patronları Türk işçisinin haklarını tanıyor mu? Yüksek ücret veriyor mu? İnsan gibi muamele ediyor mu? Sen bak. Ereğli’de Morrison şirketinin, Çiğli’de Amerikan işverenlerin Türk işçisine reva gördükleri muameleyi unutmadık biz.

Türkiye İşçi Partisi’nin Batı dünyasına, Amerika’ya düşman olduğumuzu söylüyorlar. Oysa kaç defa söyledik. Bir kere daha söyleyelim. Türkiye İşçi Partisi, hiçbir devlete ve millete düşman değildir. Hepsi ile eşitlik şartları içinde dostluk münasebetleri kurmak ister.

Bu gün Amerika’ya karşı duruyorsak bunun sebebi, iç işlerimizle, dış işlerimizle, hemen her işimize Amerika karışıyor da onun içindir. Amerika yerine, Rusya veya Almanya, Çin veya Fransa memleketimize böylesine girmiş ve işlerimize karışmış olsaydı, onlara da hiç şüphe yoktur ki aynı şekilde karşı koyardık.

İşçi kardeşlerim,

Adalet Partisi ve onun sözcüleri bir tekerlemedir tutturmuşlar. Türk işçisi hakkına razı olur, hak etmediği şeyi istemez diye. Doğru, hakkımızdan fazlasını istemeyiz. Ama hakkımızı alıyor muyuz? Mesele burada. Şu anda beni dinleyen işçi kardeşim, sen emeğinin karşılığını, hakkını alıyor musun? Aldığına inanıyor musun? Diğer emekçi kardeşlerim, yoksul köylüler, zanaatkârlar, küçük esnaf, küçük memurlar bilcümle dar gelirliler, sizler hakkınızı alıyor musunuz? Aldığınıza inanıyor musunuz?

Biz emekçi halkımızın dertlerini bir bir ortaya dökünce, sefalet edebiyatı yapıyor deniyor. Buna edebiyat diyenler, gelsinler de ışıksız, susuz köylerimizin kerpiç evlerinden ya da şehirlerimizin etrafındaki gecekondularda yaşasınlar. Sefalet edebiyatı mı, yoksa gerçek mi o zaman anlarlar.

Dün konuşan Adalet Partili sendikacı, Adalet Partisi’nin, sermaye ile emek arasında, denge kuracağını söyledi. Fakat nasıl kuracağını söylemedi. Şimdiye kadar patron partilerinin ne biçim denge kurduklarını biliyoruz. Neden bu arkadaş, biz emekçilerin Büyük Meclis’e girip, bu dengeyi kendi elimizle kurmamızı istemiyorlar. İşçi kardeşim, bu sendikacının kimden yana olduğunu artık sen anla.