TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ GENEL YÖNETİM KURULU ÜYESİ İBRAHİM ÇETKİN’İN KONUŞMASI 29 Eylül 1965 Emeğini, alın teri göz nuru ile kazanan emekçiler. Milli kurtuluş savaşını başaralı 43 yıl oldu. Bu savaşın bir amacı, bağımsızlığımızı, istiklalimizi kazanmaktı. Diğer amacı ise geri kalmış derebeyi düzeninden kurtulmak, çağdaş medeniyet seviyesin ulaşmaktı. Hâl böyle iken 43 yıldır neden hâlâ kalkınmayı başaramadık, yoksulluktan kurtulamadık. Ve neden yine yarı bağımlı duruma düştük. Bu sorunun açık ve kesin cevabını vermeden çıkış yolunu bulamayız. Yurttaşlarım... Bu halimiz temel, sebebi halkımızın politikaya iştirak ettirilmeyişi ve böylece memleket işlerinde söz ve karar sahibi olmayışlarıdır. Memleket idaresi bir avuç toprak ağası ve büyük tüccarlardan ibaret küçük bir zümrenin elinde bırakılmıştır. Geçmiş günlere şöyle bir bakalım. 1946’ya kadar tek parti sistemi vardı. Bu partide toprak ağaları ve büyük tüccarlar ağır basıyordu. O kadar ki, mesela, büyük Ata’mızın Meclisi açıp konuşmasının her defasın da “Toprak kanunun çıkarılmasını Büyük Meclisin hizmetinden beklerim,” demesine rağmen köylüyü toprağa kavuşturacak kanunu çıkarmadılar. İkinci cihan savaşı demokrasiler tarafından kazanılıp faşist rejimler çökünce, iç ve dış şartların baskısı idareci zümreyi, çok partili rejime geçmeye zorladı. O zamana kadar halkın, yani işçinin, köylünün, zanaatkâr ve dar gelirlilerin kendi partilerini kurmalarını ve iktidar için demokratik mücadeleye girmelerini yasaklayan Cemiyetler kanunu değiştirildi. Böylece artık sosyal sınıflara dayanan siyasi partiler ve dernekler kurulabilirdi. Ama ne yazık ki kanunun bu hükmü kâğıt üzerinde kaldı, uygulanmadı. Çok partili rejim, üst sınıflar arasındaki ikinci dereceden menfaat çekişmelerinin, sandalye kavgalarının çeşitli partiler halinde belirmesi şeklini aldı. Yani memleket idaresi gene güya bütün halkı temsil eden, fakat aslında gene bu bir avuç imtiyazlı zümrenin elinde kaldı. Böylece çok partili rejim iki ayaküstünde yürüyecekken, tek üzerinde seker hale geldi. Bu sebepten de tökezlendi. Gerçekten, 1950’den sonra meydanı boş bulan çıkarcı zümreler memleket işlerini daha büyük bir iştahla kendi çıkarlarına yürütmeye başladılar. Fakat hep bildiğimiz gibi bunun sonu perişanlık oldu, halk daha ezildi. Memleket nerdeyse bir kardeş, kavgasına gidiyordu. 27 Mayıs bu felaketi önledi. Yurttaşlarım, Demek oluyor ki huzursuzluk, düzensizlik, yoksulluk aslında böyle küçük bir zümrenin frensiz, tenkitsiz alabildiğine başıboş yurt idaresinde ağır basmasından olur. Ve bunu önleminin, memleket işlerinin kontrollü, frenli halk yararına yürütmenin yolu, tek yolu da, siyasi hayatımızda ve Büyük Mecliste, sermayeyi temsil edenlerin karşısına, emeği temsil edenlerin müstakil bir parti halinde çıkması, dikilmesidir. Ancak bu olunca demokrasi demokrasi olur. Çok partili rejim işlemeye başlar. Büyük Meclis dengesini bulur. Milletin göz bebeği ve ümit ışığı olur. Oysa sen emekçi kardeşim 1946’dan buyana hep seçme hakkını kullandın. Seçilme hakkından hiç faydalanmadın. 30 yaşını tamamlamış, okuma-yazma bilen her Türkün milletvekili seçilmek hakkı olduğunu sana unutturdular. Seninde, emekçilerinde, yani yoksul köylü, işçi ve zanaatkârlarında öbür sınıflardan ayrı olarak kendi partilerini kurabileceğini demokratik yoldan iktidar için mücadele edebileceğini unutturdular sana. Senin mutlak kanuni hakkın olan böyle bir davranışı, kanuna aykırıymış gibi göstermek marifetlerini de başardılar. Emekçilerin, halkın parti kurması, memleket idaresine katılması zorunluğundan mahkemelere verip zindanlara attılar, susturdular. Ve sen bundan önceki 5 seçimde de hep başkalarına, toprak ağalarını, kapkaççı tüccarı, yabancı sermaye ile ortaklık eden sözde sermayecileri temsil eden partilere oy verdin. Onlar senin oylarını alıp, senin adına, ama topak, ticaret ve sanayi ağalarının çıkarına, memleketi idare ettiler. Buna alıştılar ve bu hep böyle gidecek sandılar. Yurttaşlarım, İşte bunun içindir ki, bizim sesimizden bu kadar korkuyorlar, telaşlanıyorlar. Çünkü Türkiye İşçi Partisi, emekçi halkımızın kendi kanuni haklarına sahip çıkarak, aşağıdan yukarı doğru kurduğu ve yönettiği bir partidir. Türkiye İşçi Partisi emekten, halktan yana olduğunu, toprak ağalarının ve kapkaççı sömürücü sermayenin karşısında olduğunu açıkça söyleyen bir partidir. Türkiye İşçi Partisi karşı taraftan bazılarının iddia ettiği gibi kanunların boşluğundan faydalanmıyor, tam tersine Anayasamıza ve kanunlarımıza dayanıyor. Bize hukuk dışı, kanun dışı iftira ve tehditlerle saldırılar, bu beyhude gayretten vazgeçsinler de sözümüze karşı söz, yolumuza karşı yol göstersinler. Biz diyoruz ki, Anayasaya dayanarak, köylüye toprak dağıtacağız. Anayasaya dayanarak kamu zararlarına işleyen dış ticareti, bankacılık ve sigortacılığı devletleştireceğiz. Petrolü ve madenleri millileştireceğiz. Anayasaya dayanarak köylü çocuklarımızın eğitimini sağlamak için Köy Enstitülerini yeniden açacağız. Anayasamıza dayanarak Milli bağımsızlık ve hâkimiyet haklarımıza gölge düşüren anlaşmaları feshedeceğiz. Onlar bu konularda ne yapacaklar. Açık seçik söylesinler. Eğer bunları yapmayacaklarsa, hızla ve sosyal adalet içinde kalkınmayı nasıl yapacak, nasıl başaracaklardır, söylesinler. Karşımızdaki partiler hesap verme durumundadırlar. Çünkü hepsi tek başlarına veya ortaklaşa İktidarda kalmışlardır. Soruyoruz kendilerinden cevap versinler, - Anayasamızın ilkelerini niçin tastamam ve eksiksiz uygulamadılar? - Topraksız köylüye niçin toprak vermediler. Aksine niçin tapulama kanununu çıkarıp ağaların topraklarına toprak kattılar, - Neden fakir halkın vergi yükünü hafifletmediler aksine ağırlaştırdılar, - Neden yalnız madenlerde bile iş kazalarından ötürü her yıl ortalama 150 kişi ölür ve 5000 kişi yaralanırken, iş güvenliğini sağlayacak kanunu hâlâ çıkarmadılar, - Neden yıllardır yabancı petrol şirketlerinden petrol yüksek fiyatlarla alınıp, milyonlarca liranın dışarı akmasına göz yumdular, - Neden yeter sayıda okul yapmadılar, öğretmen yetiştirilmiyor. Ve neden hâlâ okullarda çift tedrisat yapılıyor? - Neden Okumak isteyen çocuklarımız girecek okul bulamıyor? - Neden sağlık işlerinin, hastahanelerin sosyalleştirilmesi hareketinin sonu gelmedi. Ve neden halkımız hâlâ hastahane kapılarında süründürülmektedir. İşte Yurttaşlarım, Asıl meseleler bunlardır. Bunları düşünerek konuşmak ve oy vermek lazımdır. Sözlerimi bitirmeden, köylü kardeşlerimin bir hassasiyetini cevaplandırmak isterim. Bize niçin bütün, köyleri dolaşmıyorlar diye haber gönderiyorlar. Kardeşlerim biz elimizden geleni yapıyoruz. Türkiye İşçi Partisi, yani senin partin, diğer partiler gibi hazineden para almadı. Onlar hususi uçak tutuyorlar, toplantılara 30-40 otomobille gidiyorlar, Ve bunların masrafı senin kesenden, senin ödediğin vergilerden çıkıyor. Biz tutabildiğimiz bir jiple köylere ulaşmaya çalışıyoruz. Halkımızın kurtuluşunda bizim kadar sende görevlisin köylü kardeşim mutlaka bizi bekleme, sen de çalış, etrafını uyar. Unutma ki, mutlu günlere el-ele, omuz-omuza beraberce gideceğiz. Yurttaşlarım, Oy pusulasındaki Türkiye İşçi Partisi’nin işareti tırtıklı bir teker, yani bir çark ve üstünde eğik duran bir başaktır. Ve içinde iki satır yazı vardır, KÖYLÜYE TOPRAK-HERKESE İŞ. |