GAZİANTEP’İN ÇAPALI KÖYÜNDEN HAMDOŞ’UN KONUŞMASI 28 Eylül 1965 Köylü kardaşlarım, Köylerde ağaların koltuğuna sığmayıp şehirlere göçen Şehirlerde iş bulamayıp sürünen kardaşlarım, At arabası çalıştırıp da evini geçindiremeyen kardaşlarım. Patronların azabını çekipte işinden atılan kardaşlarım, Milletine canı yürekten hizmet eden okumuş kardaşlarım. Ben Gaziantepli Azap Ali’nin oğlu Hamdoş. Tozun toprağın içinden sürünerek geldim. Çektiğim ıstırabı size söylemek istiyorum. Benim ıstırabım yalnız benim değil, hepimizin ıstırabıdır. Kardaşlarım, Benim babam Gaziantep’in yüksek ağalarından birinin yanında yetimlikle büyümüş. Sonra bu ağa babamı kendisine eşkıya tayin etmiş. Vurdurmuş ve kırdırmış. Babam istemediği halde onu günaha sokmuş. Ve de suç işletmiş. Sadece babamı değil, daha daha birçok insanı böyle kullanmış. Kardaşlarım: Bu ağa öyle zalim, öyle gaddarmış ki, zulmünden beşikteki çocuklar susarmış. Bu ağa Gaziantep’in Kazancılar çarşısından geçerken Kazancılardan, çekicini kaldıran indiremez, indiren kaldıramazmış.. Bu ağanın insandan iki tane iti varmış. Birinin ismi it Hüseyin, birisinin ismi it Bekir.. Bunları birbiriylen boğuştururmuş. İtlerini etle beslerken azaplarını da DERTLE, yani kuru ekmekle beslermiş. Ağa bağırırmış: “Ulan... Atımı getirin, “Kır atına biner, itlerini ve eşkıyalarını ardına düşürür, hudut genişletmeye gidermiş. “Hudut neresi diye soranlara” kır at bilir dermiş. Kır atın durduğu yere taşını dikermiş. Onun sözüne kimse karşı duramazmış. Karşı duranları saatlerce hapseder veyahut sürermiş. O zaman ardıç kadı, çam müftü. Milletin yüreğinde yağ mı var? İçlerinden biri cesaret edip kadıya gitse, kadı “defol, koskoca bir ağayı bir ayağı çarıklıya mı değişelim?” der, huzurundan kovarmış. Zalim ağalar böylelikle dünyaya sahip olmuşlar. Kardaşlarım, şimdi bu ağa ölmüştür, ama yerine yenileri bitmiştir. Babalarımız eskilerden çekmiş, biz de yenilerden çekiyoruz. Onlar diyorlar ki, “BEŞ PARMAĞIN BEŞİ BİR DEĞİL... ALLAH SİZİ IRGAT, BİZİ AĞA YARATMIŞ...” Soralım kendilerine: acaba kendileri analarından libasla mı doğdular? Hayır kardaşlarım... “çevir kazı yanmasın-Köylü işçi uyanmasın...” Ne demek arkadaşlar? Onlar istesin istemesin biz uyanacağız! Biz de okuyacağız adam olacağız. Onların çocukları en yüksek tahsilleri görürken, bizler hudutlarda nöbet beklerken, biz nöbetimizi bitiriyoruz, o mektebi bitiriyor. Bizim bekleyip koruduğumuz güzel yurdumuzda onlar ağa oluyor, patron oluyor, bizde işçi ırgat oluyoruz. Bunun böyle olması için kanun kitaplarında emir mi yazılıymış? Göstersinler hangi kanunda, hangi kitapta yazılıymış? Göstersinler de bilelim. Kardaşlarım... yoksul kardaşlarım... sefil kardaşlarım... Ben de babam gibi ağaların zulmü altında inliyorum... Çocukluğum onların zulmü altında bin bir çileyle geçti. Ben kuzu güttüm aylığım kuzu başına 16 kuruş; at güttüm yıllığım 10 teneke topraklı tahıla. 12 yaşında Babam beni azap verdi; yıllığım 14 teneke topraklı tahıla. Sabanın tutağına boyum yetmez, taşa geçtiği zaman kurtaramam, üşürüm elim tutmaz, çifti doğru süremem, ağam beni döver, ayağım yalın başım tolbak, ağlaya ağlaya ne çileler çektim. Hâlada çekiyorum. Ağa korkusundan hâlâ uykularımdan sıçrayarak kalkıyorum. Uyurken kulağıma: “Hamdoş... Hamdoş...” sesler geliyor. Kardaşlarım, bunları yalnız ben değil, Doğu Anadolu’daki bütün kardaşlarım çekiyor. Artık zaman değişti, çilemizin sonu geliyor. Gözlerimiz açılıyor. Ben zannederdim ki ağam beni besliyor. Onun için boyun kırardım. Ama öyle değilmiş. Öğrendim ki ben ağamı beslenmişim. Ağaların hizmetini görmekten parasız ve cebrî olarak çalışmaktan kurtulacağız, Bugün orta yere bir reform lafı attılar. Reform lafı geldi, kendi bir türlü görünmedi. Reform geliyor diye bizi ağalar köyden sürgün ettiler. Kalanlarımızı da köle gibi çalıştırabilmek için bizden senet aldılar. Nasıl senet? diye sorarsanız: “Toprakta hakkım yok köyde hakkım yok” diye senet aldılar. Bunun kölelikten ne farkı var kardaşlarım? Dost dost deye nice ağalara sarıldık, Ne bir vefa gördük, ne fayda bulduk. Bütün isteğimizi topraktan aldık, Bizim sadık yârimiz kara topraktır. Ama şimdiye kadar bizi yarimize kavuşturmadılar. Merak etmesinler bunun da vakti geldi kardaşlarım. Anayasamızın bekçisi olan TÜRKİYE İŞÇİ PARTİMİZ Türkiyemizin her tarafına yayılmış ve kol atmıştır, 54 Vilayette teşkilat kurmuştur. Kısa zamanda bu ne büyük bir kuvvettir. Ama bunu çekemeyenlerde var. Kardaşlarım, biz insan değil miyiz? Bizim kolumuzun kuvveti yok mudur? Bunca sene ağalara çalıştık, bundan sonra artık kendimize çalışalım. Kendi güzel memleketimize çalışalım. Fakirler kanatlansın, yetimler okusun, Milletimizin karnı doysun, yüzü gülsün. Güzel Türkiyemiz cennet olsun. Kır ata binip, ovalan zapt eden ağaları istemiyoruz artık. Kendi emeğimizle onları kral gibi beslemek istemiyoruz artık. Fakirleri boğdurmak için insanlardan it besleyen ağaları istemiyoruz artık. Ağalık yetsin, kölelik yerlerin dibine batsın artık: Ama yetsin demekle yetmez, batsın demekle batmaz kardaşlarım. Beni Gaziantep’ten köylü kardaşlarım gönderdi. Ankara’ya bu ikinci gelişim. Biri üç ay evvel biri şimdi. “Git arkadaş sesimizi Milletimize duyur” dediler. Yol masraflarımı onlar verdiler. Buraya geldim size onların derdini anlatmak için. Bu fırsatı bize veren, ağaların istemediği, Anayasanın savunucusu TÜRKİYE İŞÇİ PARTİMİZDİR. Bugüne kadar Milletin huzurunda hiçbir azabın ve köylünün çocuğunu konuşturdular mı? Onların aklına biz dört yılda bir REY ZAMANI geliyoruz. Meclise girince bizi unutuyorlar. Ankara’nın sıcak apartmanlarına yerleştikleri zaman, bizim gibi mağaralarda, kümes gibi evlerde kalmış vatandaşları hatırdan çıkarıyorlar. Bize gelene kadar burunlarının dibindeki gecekondularda veremden inleyen kardaşlarımızın durumunu bile görmüyorlar. Üstelikte onların bir yataklık odalarını yıktırıyorlar. Ama TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ fakirlerden, işçiden, köylüden, ırgattan kurulduğu için böyle olmayacaktır. Hiçbir zaman kendi aslını unutmayacaktır. Fakirliğin ve ırgatlığın acısını çeken bilir. Türkiye. İşçi Partisi’nin listelerinde birçok fakirler ve ırgatlıktan kalma kardaşlarımız vardır. Milletimiz için bütün akıllarını sarf eden, fakirlerin halini çok iyi bilen okumuş kardaşlarımız vardır. 10 Ekim günü gelince, hepimiz bir olup, gözlerimizi dört açarak, oylarımızı ağlara ve açıkgözlere kaptırmadan, kendi öz partimiz olan Türkiye İşçi Partisi’ne verelim. 4 senede bir elimize geçen bu mutlu fırsatı, 10 Ekim günü iyi kullanalım. Ellerimizi vicdanımıza koyup oylarımızı kendi öz partimize verelim. 10 Ekim günü Türkiye İşçi Partimiz güzel Türkiye’mize kutlu ve mutlu olsun sayın kardeşlerim. Cümlenizi candan selamlarım. |