ŞAİR CAN YÜCEL’İN KONUŞMASI 30 Eylül 1965 Soy adı: Tako Öz adı: Hürmüz Takma adı: Elif Sahte adı: Seher Suçlular arasındaki adı: Piç Anasının adı: Zehra Babasının adı: Abdi Milliyeti: Türk Doğumu: 1957 İşi: Hırsızlık Vücut boyu: 1.31 Vücut Cesameti: Nârin Vücut Bünyesi: İnce Vücut Vaziyeti: Öne eğik Omuzları: Düşük Sevgili Yurttaşlarım, Şimdi size okuduğum belge, sekiz yaşındaki, Tako adlı kardeşimizin polisteki eşkâl kâğıdıdır. Tako, bugün Türkiye’de kaldırıma düşmüş toplumun koruyucu elinden ırak, çoğu da suçlu, 450.000 Türk çocuğundan biridir. Elinden tutacak kimi kimsesi yoktur ama, hırsızlık ederken yakayı ele verdiğinde, Tako’yu kolundan tutup cezaevinin Sübyan koğuşuna atacak bir hükümeti vardır. Tako’nın doğum tarihi vardır ama, insan gibi yaşadığı yoktur. Tako’nun sabıkası vardır ama, geleceği yoktur. Tako’nun onu seven bir atası vardır, Tako’nun “Halkın öğretimi ve eğitimini sağlama, Devletin başta gelen ödevlerindendir,” diyen bir Anayasası vardır ama, Tako’ya babalık edecek devlet babası yoktur. Kardeşlerim, Eskiler “Çocuktan al haberi!” demiş. Biz de çocuktan, Tako’dan alıyoruz memleket haberini. Çocuk Bayramını, Sayın İnönü’nün 1943’te söylediği gibi, Milli Hâkimiyet, Ulusal Egemenlik Bayramı’yla birleştirilmiş oluşu bir tesadüf değildir. Birleşik Amerika’ya verilen üslerle ulusal egemenlik sarsıntılar geçirirken, Tako da ya sübyan koğuşunda ya da köprü altında kutlayacaktır elbet çocuk bayramını. Büyükleri, gelecek denen umut kasamızı zorlarken, Tako’nun oyuncağı da maymuncuktan başka ne olabilir ki? Kardeşlerim, Memleket çocukları arasında bir de nöker çocukları var. Doğu köylerinde süregelen yaygın bir kölelik düzenidir bu. Köle demezler de nöker derler, parayla satılan bu insanlara. Nöker çocukları, fukara çocuklar, kimsesizler anadan doğma nöker sayılırlar. Nöker çocuklarına da köle gözüyle bakılır. Genellikle ahırda yatar kalkarlar. Yatakları yüzsüz yorgan, eski bir hasırdır. Urbalarını açmaz, çarık çoraplarıyla girerler yatağa. Gecenin her saatinde tetik olmaları gerekir. Yazları güneşi dağların ardında görür. Yemeğini ahırda yer. Ev halkı yemek yerken nöker el pençe durur. - Su getir. - Kapıya bak. - Köpek niye havladı? Ahırda bir ses var. Yemek bittikten sonra sofranın artıkları verilir nökere. Onu da bir rahatça yiyemez. - Uyuzlu danaları çimdirdin mi? - Atın yarasını yıkadın mı? - Mor inek kaç güne doğar? - Yıkık yerini yaptın mı samanlığın? Yurttaşlarım, Biz de altına devletimizin de imza koyduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Beyannamesine soralım bakalım, ne diyor bu işe: Diyor ki, “Çocuk ihmal, zulüm ve istismarın bütün şekillerine karşı korunacaktır. Çocuk herhangi bir şekilde ticaret metaı olamaz.” Evet. Bu güzelim topraklar üstünde gülüp oynamaya doğmuş körpecik çocukların ticaret metaı haline gelmesine göz yumanlar, toprak altındaki madenlerimizi, petrollerimizi yabancılara haydi haydi peşkeş çekeceklerdir. Kendi parçası, kendi kanından, kendi canından kopma vatan evlatlarına hayrı dokunmayanların memlekete ne hayrı dokunabilir ki? Bir tek hayırları varsa, o da bu adamlara denecek koskocaman bir Hayır’dır. Dış politikası Nato’ya araç, ahlakı vur kaç, ekonomisi kapkaç olan partilerin, gününü gün etmekten başka bir şey düşünmeyen devlet adamlarının yurdun yarını, ulusumuzun geleceği olan çocuklarla ne ilgisi olabilir ki? Amerikan Çocuk Hastalıkları Akademisi Başkanı Prof. Fişer, “Bugün Türkiye’de bir milyona yakın sakat çocuk olduğunu tahmin edebiliriz”, diyor. Bu yurdu yönetenlerin sakat tutumuna, sâkim politikasına bu bir milyon çolak, kambur, kör, kötürüm, sağır, dilsiz, topal, sakat çocuktan daha sağlam kanıt, delil olabilir mi? “Kalkmıyoruz, kalkındık, malkındık” diye her palavra savuruşlarında, bu bir milyon sakat çocuk, “yalan,” diye bağırıyor yüzlerine. Çünkü onların başlarını çıkarlarının masasından kaldıracak vakitleri yok ki, bu yurdu kalkındırabilsinler. Kendi koltuklarından başka bir şey düşünmeyenlerin sözüm ona donattığı okullarda bir lokmacık çocuklar bir sıraya tabii beş kişi oturacak, tabii sabahtan akşama kadar bir on beş santimlik yere çakılacaklardır. Kentlerimizde çocuklarımız viraneliklerde, çöplüklerde günlerini gâvur ediyorlarsa, yurdu milyonerler için bir Hilton parseli, lüks otel arsası belleyenlerin hesabına halk çocuğu için çiçek bahçesine, çocuk bahçesine yer olmaz da, ondan. Halkın yuvasını yapanlar işçi çocukları için, yuva kurarlar mı hiç? Kardeşlerim, İşçi Partisi’ne kızıl diye laf atanlar Erzurum’da yavrularımızın kızıldan, kızamıktan kırılması karşısında kıllarını bile kıpırdatmamış olanlardır. Canlarım, İşçi Partisi’ne “Camilerin kapısına kilit takacaklar” diye çirkef atanla, her doğan bin çocuktan yüz altmış beş tanesinin süt bebesiyken ölüp gitmesi karşısında vurdumduymazlık eden Allahsızlardır. İşçi Partisi’ne, “Dükkânınızı, evinizi, bırakınız, bir avuçluk tarlanızı elinizden alacak,” diye leke sürmeye kalkışanlar halkın eğitimi için tek toplu çare olan Köy Enstitüleri’ni halkın elinden alıp, kapatanlardır. Yurttaşlarım, İşçi Partisi’ni “Kökü dışarda” diye arkadan vurmaya özenenler Halk Evleri’nin dibine incir dikenlerdir. Kardeşlerim, Türkiye İşçi Partisi’nin kökü Türk işçisinin, Türk köylüsünün, Türk aydının, Türk küçük esnafının, dar gelirli Türk memurunun insan gibi yaşama özlemidir. Türkiye İşçi Partisi yurtta tek bir ağaç, tek bir çıplak yurttaş kalmayıncaya kadar didinmeye and içmiş yurtseverlerin ocağıdır. Bu özlemle ve bu kararla beslenen bu ağaç şimdilik körpedir ama, Anadolu’muzun dört köşesine yayılmış ulu çınarlar kadar Türktür. Ve halkımızın göz nuruyla, alın teriyle sulanarak, gelecek yıllarda serpile serpile bütün Türkiye’yi yeşillere salacaktır. Türkiye İşçi Partisi’nin bir tek kaynağı var: Sevinç Sevgi. Halkın yanında, ve halktan olmanın verdiği sevinç ve sevgi. Bir tek aracı ve pusatı var: Bilim ışığı. Bu sevinç ve bilim ışığıyla bu yurdu öyle bir donatacağız ki o zaman işte ulusal egemenlik ve çocuk bayramlarını yan yana, ama bu sefer sahiden kutlayacağız. Analar, babalar, kardeşler. Sandık başlarına giderken çocuklarınızı, kardeşlerinizi de yanınızda götürün. Götürün ki görsünler İşçi Partisi’ne oy verdiğinizi. Çünkü o oylardır ki çocuklarınıza, kardeşlerinize sütü ile, mamasıyla, yuvasıyla, çiçek bahçesi, çocuk bahçesiyle, doktoru, denizi, güneşiyle, renkli oyuncakları, gül gibi okulları, güpgüzel kitapları, yiğit öğretmenleri ve haktan yana olduğu için mutlu ana babalarıyla zengin ve dopdolu bir çocukluk sağlayacak, ve yine çocuklarınıza, kardeşlerinize aydınlık bir gelecek, iş, sosyal adalet, toprak, ekmek, güven, eşitlik, özgürlük, insan onuru, ve pırıl pırıl bir hayat kazandıracaktır. Yeter ki gönlünüz ve kafanız doğru yolda ve oylarınız İşçi Partisi’nden olsun ve yeter ki, yurttaşlarım, gazanız mübarek olsun. Türkiye İşçi Partisi’nin işareti, tırtıklı kirtişli bir teker, yani bir çark, ve üstünde eğik duran bir başaktır, içinde de iki satır yazı vardır. Köylüye toprak, herkese iş. |