Tarayıcınızda JavaScript özelliği kapalıdır!

YAZAR ÇETİN ALTAN’IN KONUŞMASI

1 Ekim 1965

Dostlarım,

İşçileri, köylüleri, küçük esnafı, arkasız memuru, şoförleri, balıkçıları, demir yolcuları ve bütün ezilenleri, sürünenleri, hor görünenleri ile 29,5 milyonluk Türk halkı... Ben yalnız sizlere sesleniyorum. Benim işim yok sizleri sömüren ve sırtınızdan hak etmedikleri refahlı bir hayatı yaşayan tefeciler, komisyoncular, aracılar, ağalar ve bütün haramzadelerle.

Ben bir avuç mutlu bir azınlık olan süs güzeli kibarların değil, sizlerin, yani Türk halkının yazarıyım.

Sizlere radyolardan kolay kolay duymayacağınız bazı gerçekleri anlatacağım, neden süründüğünüzün, neden ezildiğinizin, neden hastahanelerden, devlet dairelerinden itilip kakılıp kovulduğunuzun sebeplerini anlatacağım.

Bizde yuvarlak laf yoktur. Bizde takır takır gerçekler konuşur. Biz elimizde bu gerçeklerin meşin kırbacı, sömürücülere karşı savaşa çıkmışlardanız.

Türk halkı uyanıyor, diyorlar. Neyi kastediyorlar bundan. Neye göre uyanıyor Türk halkı? Bunun cevabı açıktır. Türk halkı kendisini sömürenlere karşı uyanıyor.

Büyük sayılan partilerin önde gelen adamları olan tefeciler, seni kış aylarından borçlandırır. Yüzde otuz, yüzde kırk faizle birkaç aylığına beş yüz lira, bin lira borç verir sana... Sonra da mahsulünü istediği fiyata kapatır senin. Geçen yıl seksen kuruşa böyle aldatmıştır ay çiçeğini. Tartıda hile yapar, sonra çuvalların parasını ödemez. Faizle verdiği borcu düşer ve eline beş on kuruş ya sıkıştırır, ya sıkıştırmaz. Ve sen çalışır didinir ve gene ona borçlu kalırsın. Sonra seksen kuruşa alınan ay çiçeği bir buçuk liradan satılır fabrikaya. Senin sırtından milyonlarca lira kâr yapılır böylece.

Altmış kuruşa toplanan süt sekiz liradan peynir olur. Günde beş liradan yapılan çapa yüz binlerce liralık pamuk eder. Sen çalışır çabalarsın. Ve onlar toplarlar yüz binleri, milyonları. Partilerin içine çöreklenirler. Bankalar onlara kredi verir, polisler onlara selam durur, doktorlar onlara seyirtir.

Bu adamlarla dolu olan partiler hiçbir zaman kurtarmazlar seni. Kurtarsalar şimdiye kadar kurtarırlardı. Seni kurtarmak, seni yüceltmek onların işine gelmez. Çünkü sen ezildikçe ve soyuldukça ve sömürüldükçe zenginleşir onlar. En iyi yerde onlar yaşar, en iyi okullara onların çocukları gider. Sen perişan, ezik, çaresiz ve çeşitli zulümler ortasında sürünür sürünür de bir kurtarıcı beklersin.

Ben anlatacağım sana bütün dalavereleri, bu ülkenin nasıl soyulduğunu ve nasıl sömürüldüğünü...

Devlet fabrikalarının ürettiği demirler, çelikler, Çimentolar zenginler tarafından peşin ucuza kapatılır. Sonra halka pahalı satılır. Aradaki milyonlarca liralık fark yine komisyoncuların, tefecilerin, büyük parti kodamanlarının cebine girer. Son üç ayda Karabük Demir Çelik fabrikalarından bu sistemle 155 kuruştan mal alınmış ve halka 225 ile 210 kuruş arasında satılarak 35 milyon lira kâr edilmiştir.

Hiçbir parti sana bu dalaverelerin iç yüzünü anlatmaz. Yabancı firmalarla ortaklaşa kapatılan tütünlerin, dışarıya kaçtan satıldığını ve birkaç yüz kişinin kaç milyon lira kâr ettiğini sana kimse söylemez.

Yabancı firmalardan alınan malların devlete kaça satıldığını ve yerli bezirgânlar tarafından Türk devletinden kaç milyon komisyon koparıldığını yine sana kimse söylemez.

Ve bütün bu komisyoncular, aracılar, tefeciler yüz binlerce lira seçim masrafı yaparak sana boyuna yalan söyleyen partilerin listelerine girer, senin milletvekili adayın olurlar. Seni kurtaracaklarını, seni refaha kavuşturacaklarını vaat ederler.

Ve bizim ortaya koyduğumuz bu hesaplara kızan, bunların tehlikeli cereyan olduğunu söyler ve sizleri uyardığımız için anamıza babamıza söverler. Bu hesapların ortaya çıkmasını hiç istemezler.

Kimler kaç milyon kredi alır sen bilmezsin. O krediler sana yüzde kırk faizle nasıl verilir ve mahsulün nasıl yok pahasına kapatılır bilmezsin.

Bilmezsin, otobüse, dolmuşa bindiğin zaman verdiğin kuruşların kaçı Amerika’ya gider. Bilmezsin ilaç alırken, renkli gazoz içerken Amerika’ya kaç para ödersin.

Ve Amerika firmalarının ortakları seni yabancılarla birlikte soyarak, halkın alın terini, madenini, petrolünü onlara peşkeş çekerler. Sen istediğin gibi soy Türk ülkesini ve Türk halkını. Bana da biraz pay ver, derler.

Türkiye’de yabancıların kârı yüzde yüz dışarıya çıkartılabilir. Ve bu yalnız Türkiye’ye mahsus bir kanundur.

Dinle beni fakir fukara Türk halkı... Sana gerçekleri anlatıyorum. Ben senin yazarınım. Ben sana ve tarifle yalan söylemiyorum.

Yabancı kapitalist ülkeler fukara, ülkeleri soyarak zenginleşir ve işçilerini de zengin ederler. Bizim kapitalistler ise başka ülkeleri değil sadece Türkiye’yi soyarak zengin olurlar. Onun için sen, perişan yaşarsın, onlar zengin yaşar. Yabancı kapitalistlerin sömürgeleri kendi ülkelerinin dışındadır. Türk kapitalistlerinin sömürgesi kendi memleketlerinin içidir. Ve bu sömürücülüğü de yabancılarla ortak olarak yaparlar... Amerikan kapitalisti Alman kapitalistleriyle dünya pazarlarında ortak olur, sonra da kârlarını bölüşürler. Ama aynı Amerikan kapitalisti Türk kapitalistiyle sadece Türkiye’nin içinde ortak olur. Dünya pazarında ortak olmaz.

Bunlar bol paralar harcayarak girdikleri partilerle devlet yönetimini de ele geçirirler. Ortakları olan müteahhitlere, ithalatçılara, armatörlere devlet bütçesinden milyonlar dağıtır, devlet eliyle fertleri zengin ederler. Sonra da sana dönüp işte devletçilik budur, iflas etmektedir, derler. İnsanlar bir devleti yönetmek için değil soymak için başına geçerlerse elbette iflas eder.

Devlet fabrikalarında çalışan işçilerin getirdikleri milyonlar, birkaç yüz kişiye müteahhit avansı, ithalat olarak verilir.

Bunlar vergi de toplamazlar. Çünkü vergiyi kaçıranlar yine kendileri yahut ahbapları ve dostlarıdır. Onları onun için kontrol etmezler, edemezler.

Bütün bu dolaplardan, soygunlardan, haksızlıklardan kurtulmanın bir tek yolu vardır. O da bizzat senin Meclise girmendir.

İşçisi, köylüsü, küçük esnafı, zanaatçısı, şoförü, fakir fukarasıyla bizzat sen, yani Türk halkı sen, Meclise girip çoğunluğu sağladığın zaman bu çıkmazdan kurtulabilirsin. Başka hiçbir türlü bu madrabazlık bitmeyecektir.

Mademki Türk halkının çoğunluğu fakirdir. O zaman Mecliste de çoğunluk fıkaraları temsil edenlerin olmalıdır. Oysa şimdiye kadar daima para babaları, tefeciler, aracılar ve komisyoncular partilere bölünüp seni temsil ediyoruz diye Meclise girmiş ve kendi çıkarlarını yürütmek için çalışmışlardır.

- Onlar sana aşağılık duygusu aşılarlar:

- Sen cahilsin Meclise giremezsin, derler.

Meclis üniversite değildir, akademi değildir. Halk dertlerinin, halk ağzıyla söyleneceği yerdir. Sen Meclise girecek ve derdini söyleyeceksin. Devletin uzmanları, teknisyenleri senin dertlerine çare arayacak ve bulacak. Gerçek demokrasi böyle olur. Sen bizzat Meclise giremezsen, senin derdini senin namına kimse söylemez orada. Söylese şimdiye kadar söylerdi. Şu yukarda anlattığım soygunları kim söyledi bugüne kadar Mecliste? Soruyorum sana. Sade vaat, vaat, vaat... Onlar ne toprak dağıtır sana, ne kredi verir, ne tefeciliği önler.

Bizim bu konuşmalarımıza onlar tehlikeli ceryan demektedirler. Tehlikeli ceryandır. Ama kendi çıkarları için tehlikeli ceryandır. Onun için kızmaktadırlar bizlere. Meclise bizzat fıkara halkı sokmak istediğimiz için deliye dönmektedirler. Oyunlarının ortaya çıkacağını düşünmektedirler. Ve biz toplumcular, halkın gerçek dostlarından iki kişi dahi Meclise girse “iş” yürütemeyeceklerini bangır bangır bağırmaktadırlar...

Bizler olmasaydık ne ortaya petrollerden çalınan paralarımız çıkardı, ne Amerikalıların verdikleri kredilerle en pahalı fiyatlara kendi firmalarına ihale şartları koştukları...

Amerika parayı verir. Bu parayla benim firmalarıma şu fiyata şu işi yaptıracak bana borçlanacaksın. Ayrıca o firma yaptığı işe ortak olacak ve kazancını dışarı çıkaracak der. Bu düzeni yürütmek için Türkiye’de kendisini tutanlara avantalar sağlar ve hep birlikte seni soyarlar. Ereğli Demir Çelik Fabrikası böyle kurulmuştur. Yağ fabrikaları, ilaç fabrikaları, gazoz fabrikaları böyle kurulmuştur.

Amerikan askerî yardımı da böyledir. On sekiz tümenimize yüz milyon verir. Oysa Türk askeri yerine Amerikan askeri beslese on sekiz tümene on milyar vermesi gerekecekti. On milyarlık gücü hem de başka ırktan yüz milyona çıkarı için ayakta tutmak. Ayda beş kâğıda gece gündüz fedai tutmaya benzer. Bunun da adı yardım olur.

Bir de Amerika’yla birçok gizli anlaşma vardır aramızda. Seni bir Amerikalı ezse, öldürse hakkını Türk mahkemelerinde kimse arayamaz.

Amerika’dan yana olan bir iktidar kendisini zor durumda hissederse Amerikan Askerî güçlerini yardıma çağırabilir. Ve Amerika’nın 35 milyon metre kare arazisi vardır Türk topraklarında... Oralara kimse giremez Türklerden.

Durum budur işte...

Sen artık düşün taşın... Ya şimdiye kadar verdiklerine yine ver oyunu ve sürün, Ya bütün adayları işçi, köylü, şoför, ırgat ve hayatını sana adamış toplumcu aydın olan İşçi Partisi’ne ver. Ve gör el mi yaman bey mi yaman... Sömürücüler mi yaman, yoksa gerçek halk çocukları mı?

Sana saygı, sana selam...